Nasıl Bir Dünya?

Yazarlarımız

Hangi Konularda Yazdık?

Kim Ne Yazdı?

Sayfalar

1 Aralık 2010 Çarşamba

o çocuk ben değilim

Hayvanlarla iç içe geçti çocukluğum. Evimiz Karadeniz' in küçük bir ilçesinde, denize nazır, iki katlı, bahçeli, ahşap bir evdi. Arka bahçemizde meyve ağaçları, sebze bahçesi ve bir kümesimiz vardı. Evimizin akıllı kedisi Mestan, babamın balıktan dönüş saatlerini bilir, onu deniz kenarında bekler ve bu bekleyiş taze bir kaç balıkla ödüllendirilirdi. Ben küçükken ağzımda büyüttüğüm lokmalar asla sorun olmazdı, çünkü yemek yerken masanın altında sotede beklerdi Mestan. Her yaz mutlaka doğum yapardı, bu yavrular biraz büyüyüp bağımsızlaşınca babam tarafından, ilçenin çıkışındaki orta okulun bahçesine bırakılmak suretiyle, okula başlatılırdı. Bunun pembe bir yalan olduğunu çok sonraları düşündükçe anlamıştım. Mestan, kışın Ankara' ya gittiğimizde babam tarafından özel olarak kurulan bir düzenekle beslenirdi. Evin muhtelif yerlerine bırakılan fındıkları yemeye gelen farelerle... Evimizde onun girip çıkabileceği özel bir kapı vardı. Bir yaz gittiğimizde onu bir çok sokak kedisiyle evde parti verirken yakalamıştık ve tabi evin pirelerden temizlenmesi epeyce zahmetli olmuştu.


Kümesimizdeki tavuk ve civcivlerle haşır neşir, taze yumurta, babamın kara ve deniz avcılığından dolayı bol bol kuş eti ve balık yiyerek geçti çocukluğum... Hayvanlardan korkmak mı, onlar hayatımızın parçasıydı... Bir arkadaşımın ineği vardı ve beraber onu taze otları yiyebileceği güzel yerlere götürür, o esnada biz de denize girer yüzer, hatta midye toplar pişirir sonra güle oynaya eve dönerdik. Börtü böcekten tiksinmek mi, fındık bahçemizde fındık toplarken envai çeşidi ellerimizde, yüzümüzde yürür kovmaya tenezzül bile etmezdik...


Şimdi kendimi tanıyamıyoyorum... Sanki o çocuk ben değilim gibi uzaklaştım doğadan, betonların arasına hapsettim kendimi... Bu yüzdendir belki avm lerin oyun alanlarını sevmeyişim ve her fırsatta çayır çimene koşuşum... Ne kadar yakınsam toprağa, o kadar iyi hissediyorum kendimi...

6 yorum:

Hülya dedi ki...

Arkadaşım yazında kendimi çok buldum, çünki bende hemen hemen benzer bir yerde büyüdüm Sakarya Akyazıda o saydğın hayvancıkların hepsi vardı hayatımda. Ama şimdi İstanbulda gerçekten hapis olmuş gibi hissediyorum bende. Sevgiler Hülya

1 Aralık 2010 15:32
Tibetin annesi dedi ki...

aslına bakarsan, senin yaşadığın gibi bir yerde yaşamamış olsakta, hepimiz toprağa yakın olmak istiyoruz...
çok güzel yazmışsın...

1 Aralık 2010 17:08
Nihal Maya dedi ki...

bir şekilde hapsoluyoruz betonörmelere...
nerde demişlerdi hatırlayamadım...
şimdiki çocuklar gene de şanslı en azından anne babalarından duyacakları köy hikayeleri var birkaç nesil sonra onlarda ortadan kalkacak diye...
gene bir arakadaşım yıllarca köyünü aramıştı mutlaka köyüm olmalı derdi ve 40 yaşında kaç kuşak geriye giderek tesadüfen bir köyü olduğunu duydu gitti peşinden ilk kez gördü ve şimdilerde ençok orayı seviyor :)))
çok güzel yazmışsın nihancım...

1 Aralık 2010 21:54
resimli günlük dedi ki...

Ne güzel anlatmışsın.Yazının ilk cümlelerini okurken bir yazardan alıntı mı acaba diye düşündüm hatta.Şimdi hepimiz çirkin apartmanların labirentinde hapsolmuş haldeyiz.En azından sen hayatının bir döneminde bunlardan uzak yaşayabilmişsin.
özlem

2 Aralık 2010 09:16
anne kaleminden dedi ki...

hülya demek sen de aynı şekilde hissediyosun...
sibel evet sanırım insanın doğasında tabiata yakın olmak var...
nihal ne kadar doğru söylemiş o sözü söyleyen... köyümüzün kıymetini bilelim biz de :)

2 Aralık 2010 09:26
anne kaleminden dedi ki...

özlem, şu alıntı yorumun beni nasıl havalara soktu bilemezsin :))))) çok teşekkür ederim. çok özlüyorum o günlerimi.. evet iyi ki hayatımda böyle bir dönem olmuş, hep gülümseyerek hatırlıyorum...

2 Aralık 2010 09:48