Nasıl Bir Dünya?

Yazarlarımız

Hangi Konularda Yazdık?

Kim Ne Yazdı?

Sayfalar

3 Kasım 2010 Çarşamba

Bebekler



Aslında yalnız kaldığım dönemde tek eğlencemdi sinema ve filmler ama bir tanesi var ki kelimenin tam anlamıyla yolunu gözledim: Bebekler belgeseli.

Bebes (Babies) ya da Türkçe adı ile Bebekler belgeseline daha fragmanını görür görmez bayıldım. Başkaca işim gücüm yok ya takibe aldım resmen. Fragmanı 100 defadan fazla izlemişimdir kesin. Fransız yönetmen Thomas Balmesin bu belgeseli önce Amerikada girdi vizyona. Hem de özel bir gün olan anneler gününde. Bir kaç ay sonra da Fransada izleyebildik biz. Türkiyeye geldi mi gelmedi mi bilmiyorum ama bir şekilde denk gelindiğinde asla kaçırılmaması gereken bir yapıt. Aşk, dram, macera, komedi hepsi tek bir filmde sunulmuş bize :)

Bebekler belgeselinin oyuncuları kimdir derseniz; dünyanın dört ayrı köşesinden dört büyük oyuncu: Bayar (Mongolia) , Hattie (Californiya), Mari (Japonya) ve favorim (Bayar grubun tek erkeği olduğu için o da ayrı favorim ya neyse) Ponijao (Mambia). Yok böyle bir oyunculuk diyorsunuz seyredince :) Belgesel bu dört güzelliğin anne karnındaki halleri ile başlıyor. İlk adımlarını atışlarına kadar devam ediyor. Emekleme, yeme halleri, hayvanlarla iletişimleri, çevrelerine verdikleri tepkiler ve ilk adımlarla sonlanıyor. Çekimler 16 ay sürmüş ve bu süreçte ortama müdahale edilmemeye gayret edilmiş. Tam bir doğallık sağlanması için.

Bebekler aslında biraz sıradışı bir belgesel. Anlatıcısı yok. Hatta 80 dakikalık tüm belgesel boyunca doğru düzgün konuşma bile yok. Konusu aslında ardından okuduğum yorumlarda biraz yanlış anlaşılmış gibi dursa da, benim anladığım (ve yönetmeninin de ısrarla ifade ettiği gibi), ne şartlarda doğarlarsa doğsunlar bebekler içgüdüsel olarak bazı şeyleri benzer zamanlarda tamamen aynı şekilde yapıyorlar. İster çölün ortasında hiçbir imkan olmadan büyümeye uğraşsınlar, isterlerse teknolojinin bütün nimetlerinden yararlanılan bir ortamda. Örneğin, bir çadırda dokuz kardeşi ile birlikte yaşayan Ponijao hepsinden önce yürüdü ve konuştu. Her biri öyle hesapsız, öyle saf ve doğal ki bu büyüme aşamalarını geçerken.

Yer yer gerçekten ağladığım anlar oldu. Biraz hasret biraz da dünyaya at gözlükleriyle bakmanın üzüntüsüyle. Kendimi(zi) öyle küçük dünyalara hapsetmişiz ki, bizimkinden başka dünya, yaşam tarzı, çocuk yetiştirme şekli yok sanıyorum(uz). Oysa şu anda dünyanın her bir köşesinde öyle farklı tarzlarda sağlıklı, (kendi ortamı içinde) mutlu ve dünya tatlısı insan yetişiyor ki. Bebeklerden hangisine daha çok üzüleceğimi bilemediğim anlar da oldu aslında. Hayvanlarla içiçe, doğanın içinde büyüyen ama birçok imkandan yoksun Bayara mı? yoksa her yanı elektrikle sarmalanmış, teknoloji esiri bir ortamda büyüyen, hayvanları sadece hayvanat bahçesinde gözlemleyebilen Mariye mi? bilemedim gerçekten.

Not: Bu belgeselde gördüklerinizi evde denemeye kalkmayın. Türk bebeklerinin normları uymuyor. Denedim oradan biliyorum. (Bkz. Belgeseldeki hayvan-bebek ilişkisini görüp çocuğunun kedilere yaklaşmasına ses etmeyen annenin kedi tırmalaması ile imtihanı)

5 yorum:

Cafe Pepela dedi ki...

Muhteşem ! :)
Benim de çok ilgimi çekti,en kısa zamanda izlemek istiyorum inşallah.
Paylaşım için teşekkürler.
Sevgilerimle

4 Kasım 2010 00:34
burcu.. dedi ki...

Hiç duymamıştım bunu gerçekten. Bulup izlemeliyim mutlaka

4 Kasım 2010 08:47
Hülya dedi ki...

Ilknurcum ılk defa duydum cok merak ettım sımdı : ) Tesekkurler haber verdıgın ıcın !

4 Kasım 2010 10:54
İlknur dedi ki...

Ben tesekkur ederim yorumlariniz icin.

Izlemenin ben yeni bebek istiyorum gibi gecici bir hasari oluyor ama gecici korkulacak bir durum yok :)

4 Kasım 2010 11:17
birdamlacıkyağmur dedi ki...

Evet süper bişey gerçekten.
Özellikle o doğum yaptıktan hemen sonra bebeğini sarıp sarmalayıp kocasının motosikletine arkasına binip giden anneyi en süperi :)

5 Kasım 2010 14:15