Nasıl Bir Dünya?

Yazarlarımız

Hangi Konularda Yazdık?

Kim Ne Yazdı?

Sayfalar

5 Ağustos 2010 Perşembe

Yüreğim Artık Dışarda Atıyor..

Daha 30. haftadaydım; "Acil doğuma gidiyorsun, hemen değiştir üstünü" diye elime verdiklerinde, arkası açık ameliyat önlüğünü..

Çapa Tıp Fakültesi evim olmuştu 1 aydır. Anne karnında 5 dk daha tutabilmek, preeklampsiye girmemi engelleyecek tüm çabalar buraya kadardı.
Gece yarısı rutin tansiyon düşürülme çabasıyla indiğim doğumhane katında tek başıma "Anne ve bebeğin hayatı tehlikeye girdi" uyarısıyla koşar adım ameliyathaneye götürülüyordum.

Kocam, annem, babam kimsem yoktu hastanede sabahın köründe ve yalnızca 30 sn müsade edip tek birine telefon etmeme izin veriyorlardı. Saniyelerle yarışıyordum, yarışıyorduk..

Uzuuunn bir koridoru vardı doğumhane yolunun. Doktor beni tekerlekli sandalyede götürüyordu. Hayatımda ilk defa öleceğimi sanıyordum o anda. Dizlerim korkudan birbirine vuruyordu. Ve o yolun yarısından sonrasını, ameliyathaneye nasıl girdiğimi hatırlamıyorum; kopuk o kısım..
(Şimdi dönüp baktığımda iyi ki diyorum kimsem yoktu o anda hastanede. Çünkü o korkuyla göreceğim tanıdık bir yüz hıçkırıklarla ağlamam neden olacaktı. Zaten 21 olan tansiyonum kaça çıkardı o zaman hiç bilmiyorum..)

3 'ü anestezist 8 doktorla girdim doğuma. Tansiyonum yüzünden genel anestezi imkansızdı. O durumda normal doğumdan bahsetmek zaten imkansız.
Saniyeler içinde spinal yapıldı ve yatırıldım. Benim gördüğüm bütün kargaşa bitmiş inanılmaz bir sakinlik çökmüştü etrafıma.
Anestezist sürekli yüzümü, saçlarımı okşuyor bana an be an neler olduğunu anlatıyordu.
Şimdi yukarı bak dedi bana ve o an gördüm minnancık oğlumu, doktorun avucunun içindeydi; gerçekten de avucundaydı.
Önce annesine verin öyle temizleyin dedi.

Boynuma koydular bebeğimi. O kadar küçüktü ki çenemle omuzum arasında duruyordu.
Dünya durdu, herşey durdu o an benim için.
"Çok şükür" dedim, "Tenini tenimde hissettim ya, ağladığını duydum ya, yaşıyorsun ya; hiçbirşey umrumda değil şu saaten sonra. Tansiyonum istediği kadar çıkabilir. Seni canlı olarak doğrabildim ya....."

"Annesi o çok küçük, çok üşüyor ver artık bize" dediler.
Ancak 8 gün sonra dokunmak, 23 gün sonra tekrar kucağıma almak üzere verdim oğlumu.

Sezeryanın 4.günü arabaya, 7. günü de otobüse binerek her gün hastaneye gidip; kah ayakta kah sandalye tepesinde oturup aynı şartlarda geri evime dönecek kadar rahattım. Ya da aslında canım acıyordu ama farketmiyordum; bilmiyordum..

Gebeliğimin henüz sorunsuz dönemlerimde planlarım vardı. 2 tane fotoğraçı arkadaşımdan biri doğuma girecekti; diğeri ise doğumdan 1 hafta önce falan gebelik fotoğraflarımı çekecekti benim.
Gebelik fotoğraflarını son zamanlar çekecektik ki göbeğim kocaman olsun.
Ama benim göbeğim hiç o kadar kocaman olamadı, o fotoğraflar hiç çekilemedi..
Doğum fotoğrafçısı ise tabiki de mümkün değildi artık...


Aslında böyle sevimsiz -belki de ürkütücü- doğum hikayesini güzel anıların yazılacağı bir günde yazsam mı diye düşündüm ama herşeye rağmen güzeldi benim için.
Her annenin en unutulmaz anıdır; bebeğinin ilk koynuna verildiği an.
Ama benim için bambaşkaydı; çünkü tekrarı için aradan günler geçeceğini o an biliyordum.
Hem kavuşma hem geçici bir süre ayrılığı karşılama anıydı benimkisi.

Herşeye rağmen güzeldi; içimde atan yüreğimi dışarı çıkardım ben o gün...

5 yorum:

IŞIK ÖRSEL İMİR dedi ki...

Gözümde yaşlarla okuyup bitirdim. Uzun sağlıklı ömrü olsun kuzunun. Çok geçmiş olsun size de

5 Ağustos 2010 11:04
ELİF dedi ki...

Yaz böyle duygusal duygusal sen yaz....

5 Ağustos 2010 20:16
Bahar ve kızısı Yağmur dedi ki...

ay çok fena oldum okurken
allah bağışlasın yavrunuzu uzun ve sağlıklı yıllar ikinizide

6 Ağustos 2010 11:12
Burcu dedi ki...

O da sen de dünyadaki en güçlü insanlardansınız bence. Gözyaşlarımı tutamıyorum..

6 Ağustos 2010 23:11
Hilal dedi ki...

bir annenin yeniden doğması yavrusuyla... çok güzeldi çok...

9 Ağustos 2010 16:41