Nasıl Bir Dünya?

Yazarlarımız

Hangi Konularda Yazdık?

Kim Ne Yazdı?

Sayfalar

26 Ocak 2010 Salı

İyi Anne Nasıl Olur?



Bu seferki konumuz anneler. Babalardan çok daha zor geldi bu konu bana.

Şu evcilik, anne olma hayalinden başlayalım. İnanması zor gelebilir, ama gerçekten hiç istemedim ben. Ne anne olmayı, ne evlenmeyi, yemek yapan kocasını bekleyen kadınlardan olmayı. Hiç. Her zaman özgür, her zaman yolda, her zaman çekip gidebilecekmiş gibi, başımı alıp kaçacakmış gibi, ne yapacağımı benden başka bilecek yokmuş gibi yaşamak istedim. Mahalle ortamı, eski güzel günler filan dediklerinde tüylerim diken diken olur. Herkesin herkesin hayatının içinde olduğu, özel hayat olmayan, fazla yakın günler. Bana göre değil. Üstelik yalnızlığı çok ama çooook seven bir kişiyim. Tek başıma yaşamışlığım çok. Ne sıkıldım, ne bir derdim oldu. Kitaplarım, filmlerim, arkadaşlarım ve ben.

Dolayısıyla hayalimde şirin anne filan yoktu. Çocuğum olsun şunu yapıcam, bunu edicem gibi düşünceler de. "Bir gün çocuğum olursa asla şunu yapmayacağım"larım vardı belki varsayımsal olarak.

Anne olma süreci hamilelikten önce başladı bende. Sanki uzun bir yolun yeni bir aşamasına geçmişim gibiydi. O zamana kadar başka bir yerdeydim. Kendime dolanmış ipleri çöze çöze geldiğim nokta anneliğe izin verdi. Bir yerlerde bir saat gong dedi, dedik ki vakit geldi. Annelik önceden başladı. Aşk gelince, kapıları açınca, doktora gittik evlenmeden. Bazı sağlık sorunları nedeniyle endişeliydim ben, doktor güldü. "Evlenin sonra gelin" dedi. Evlendik gittik, "fazla beklemeyin hadi çocuk" dedi. Peki dedik. Folik asitler içildi, yemeye içmeye dikkat edildi. Hemencecik geldi misafirimiz. Daha hamile olmadan başladı anneliğe hazırlık.

Düşünceler başladı. Çok konuştuk sevgiliyle. Çok deştik kendi hayatlarımızı, geçmişimizi. Kendi çocukluklarımızı, iyi yönlerini, kötü yönlerini. O zamanki hislerimizi... İstediğimiz mutlu, sağlam karakterli, onurlu, güvenli, dünyaya olumlu bakan, güçlü bir çocuk yetiştirmek. Okuduğumuz kitaplarda diyordu ki (Jung) "bir anne ve babanın çocuğuna verebileceği en büyük hediye kendi gölgesiyle yüzleşmiş olmasıdır." Kendi gölgenle yüzleşmek. Hayat sınavı, yenmesi zor. Görmezden geldiğin, bastırdığın duyguların, sürekli arkaya süpürdüklerin, çatışmaların. Bunların hepsi yavrun için anlayamayacağı, adlandıramayacağı bir karanlık oda olacak. Anne ve babanın günahlarını çocukların taşıması gibi, bilmediği bir yükle başlayacak hayata. Bunu önlemek önemli. Sertifikanın en önemli maddesi.

Anne ve baba olmak, yapılan edilenlerden farklı,, uykusuz gecelerden, pişirilen yemeklerden ötede bir diyar. İşin duygusal yanı, çocukla olan iletişim, karşılıklı duygu dansı, bence bir annenin anneliğini en çok sorgulaması gereken yer. Gerisi gelir. Bunu sağladıktan sonrası önemsiz demiyorum. Öncelik o iletişimde. Çocukla anne arasındaki görünmez bağ onun bütün hayatını, ilişkilerini, aşklarını, mesleğini, bakış açısını belirliyor. Annenin yüzünde okuduğu duygular, annenin kendince göstermediği, ama çocuğun orada olduğunu çok iyi bildiği saklı duygular. Çocuktan sır saklanmaz. Onlar bilir.

Çok fazla şeye kafa yoruyoruz, onu yedirmeyelim, bunu yedirelim. Bunu içsin, şunu giysin. Şu materyallerle oynayalım... Her dönemin görevleri farklı. İki kuşak önce, çocuğu yedir, iyi kilo alıyorsa, temizse tamam. Annemlerin kuşağında buna ek olarak kitap oku, oyun oyna, zekasını geliştir, ilgilen gelmiş. Bizde müzik grupları, oyun grupları, montesorri eğitimleri, binlerce oyuncak, eğitim dvdleri, ana karnında dinlenen müzikler var ek olarak. Liste kabarık.

Annem çalışan bir kadın olarak, hem bize baktı, hem öğrencilerine. Nükleer yakıt kullandığı için bir an oturmaz, sürekli bir şeyler yapar. Vızır vızır. Annemin ve çevredeki annelerin hayatına baktığım zaman çok fazla koşuşturma, uykusuzluk, yorgunluk ve "kendine zaman ayırma" denen şeyin zorluğunu gördüm. Bunda bence annelerimizin "hem çalışan kadın olayım, hem de evde kendi annemi aratmayayım" halinin, toplumumuzdaki annekuş yuvayı yapar, analar çeker yükü sendromunun, babaların o dönem geçiş dönemini anlayamayıp ev içi konusunda daha az sorumluluk alışının ve de çocuk bakmanın gerçekten zor bir iş oluşunun etkileri var. Anneannemlerin zamanında da zormuş ama beklenti daha azmış. En azında çocuk psikolojisi anlamında. Anneannemin güne gidecek zamanı olurmuş, annemden farklı olarak.

Bence iyi anne olmak, çocuğuna aldığınla, oyuncakla, yaptığın yemekle, meme verip vermemenle ve ne derece verici olduğunda ilgili değil. Verici olman gerek, ama çocuğun ihtiyacı olanı verme anlamında. Yemek yapmalısın, neticede o bir bebek, sürekli hazır yediremezsin ya da makarna. Anne sütü alması için uğraşmalısın, olduğu kadar. Dengeli beslenmesi için adımlar atmalısın, sebze, meyve yemesi için. Oyunlar oynamalı, kelimeler öğretmeli, resimlere bakmalı. Güvenliğini planlamalı.

Ama en önemlisi, sıcak olmalı anne. Sıcacık. Onun yanında rahat etmeli yavru. Anne dinlemeyi bilmeli, kendi düşüncelerini ve anılarını anlatmadan. Aktif dinleme nedir onu öğrenmeli. Sevgiyi hissetmeli, annenin yanında güvende hissetmeli. Yargılanmadığını bilmeli, koşulsuz sevildiğini bilmeli yavru. Birey olabileceği alanı açmalı, önünü kesmemeli. Kendi hayatını, yenilgilerini çocuğa taşımamalı, kendi duygularının yükünü yüklememeli, aynı zamanda duygularını gizleyerek bunun doğal olduğunu öğretmemeli bilinçsizce. Anne kendi hayatını kendine karşı dürüst olarak yaşamayı bilmeli ki örnek olabilsin.

Annelik kariyer yapabileceğimiz, sınavlara girip A alabileceğimiz, yıldızlı pekiyileri olan bir alan değil. Akademik çalışma değil, tezi yok, jurisi yok. Hayatın kendisi gibi akarak yaşanacak. Yaşanırken dikkat edilecek, hiç belli olmaz çünkü sonuçta kimin nasıl büyüyeceği, nasıl bir hayat yaşayacağı. Ancak umut edilebilir, bağımsız, güçlü, huzurlu ve birey...


ozguranne.blogspot.com

10 yorum:

SERRA dedi ki...

ağzına sağlık özgür'cüm özetlemişsin olayı ne de güzel yazmışsın:)

26 Ocak 2010 15:31
Irmakbebek dedi ki...

harika ifade etmişsin,aklına fikrine sağlık...

26 Ocak 2010 15:33
Ozgur dedi ki...

Çok teşekkür ederim:)

26 Ocak 2010 15:46
zımba teli dedi ki...

ifadelerin beni çok etkiledi. yüreğine sağlık bende bir erkek çocuk annesiyim bebekliğinden beri konuşurum onunla... çoğu insan "bebek o daha ne anlar o senin konuşmalarından, duygularından" derdi bana... ama ilerleyen yıllarda anladım ki duygularımı saklamaya çalışıp da onunla konuşmadığım ve paylaşmadığım zaman çok mutsuz oluyor. Çok teşekkürler aslında tam da dile getirmek istediğim noktalara değinmişsin

26 Ocak 2010 17:39
Ozgur dedi ki...

Çok teşekkür ederim Zımba teli... Benzer şeyler yaşıyoruz hep...

26 Ocak 2010 23:37
Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

özgür harikasın yine
tam da saydığın gerekçelerle motor gelişimiymiş, ince el becerisiymiş, tuvalet eğitimiymiş.. umursamıyorum. sadece ve sadece çocuğumun mutlu ve huzurlu olmasını hedefliyorum. birlikte, birbirimizin gözünün içine bakarken aynı zamanda ruhuna da işliyorsan, iyi annesin demektir. ötesi berisi teknik teferruattır.

27 Ocak 2010 08:51
Deniz dedi ki...

çok güzel bir yazı, teşekkürler...

Jung demişsin ya, Jung'a göre çocuğun kişiliği 0-6 yaş arası gelişiyor. Ne kadar önemli yılları yaşıyoruz şu an

27 Ocak 2010 10:18
Ozgur dedi ki...

Teşekkür ederim Hülya'cım. Çocuğa serpilecek alan tanımak lazım. Gelişimi durduramıyorsun ki zaten büyüyorlar sürekli...:)

27 Ocak 2010 15:58
Ozgur dedi ki...

Deniz, çok haklısın. En kritik zamandayız, anlamaz etmek dememek lazım. Yine Jungda okumuştum 4 yaşında çocuk kabus üzerine kabus görüyor. Bir anlıyorlar ki kabuslar aslında babaya ait. Babanın sıkıntıları yansımış çocuğa.

Huzur, mutluluk, sevgi...

27 Ocak 2010 15:59
NİHAN dedi ki...

çok güzel olmuş ben de çok etkilendim.. akıcı konuyu dağıtmadan yazmışsın.. ellerine sağlık.. son yoruma da şaşırdım korku filmi senaryosu gibi geldi babanın kabuslarını gören çocuk..

27 Ocak 2010 16:05