Nasıl Bir Dünya?

Yazarlarımız

Hangi Konularda Yazdık?

Kim Ne Yazdı?

Sayfalar

27 Ocak 2010 Çarşamba

Annelik Karnem...


Şimdiye kadar anneliğim söz konusu olduğunda kendimi hep eleştirdim. “Evde çocuğuna bakan anne” rolünü yer yer kaldıramamamı eleştirdim. Deniz’e sesimi yükseltmemi eleştirdim. Onun hızına yetişemememi eleştirdim. Sabırsız olmamı eleştirdim. Geçenlerde hastalandığında uykusuzluk başıma vurup oğlumun karşısında “Lütfen uyu!” diye ağladığım için eleştirdim. Kısacası anneliğim söz konusu olduğunda kusurlu bulduğum yanlarımı eleştirip durdum.

Bu haftanın konusu gereği anneliğimi değerlendirip kendime karne vermem söz konusu olunca ortaya çıkaracağım çizelge şöyle bir şey olacaktı:


Sevgi gösterme: Pekiyi
Temel bakım: Pekiyi
Açıklayan, cevap veren anne olma: Pekiyi
Kitap, müzik sevdirme: Pekiyi
Çocuğu TV’ye emanet etmeme: Pekiyi
İkinci bir dil öğretme: Pekiyi
Beraber oyun oynama: İyi
Anlayışlı olma: İyi
Sabırlı olma: Orta

Ve böyle şekillenecekti karnem.

Geçen gün bir arkadaşımla konuşuyorduk. Bana daha önce birçok kez başkalarının söylediği şeyi tekrarladı: “Kendine haksızlık ediyorsun. Çok iyi bir annesin. Aramızda konuştuğumuzda hepimiz senin ne kadar iyi bir iş yaptığından bahsediyoruz.”

Kız kardeşim de bana “Elif, ben senin bu kadar sabırlı olacağını tahmin edemezdim” demişti. Şaşkınlıkla karşılamıştım söylediğini… “Sabırlı mı? BEN mi???”

Deniz ÇOK bir çocuk: Çok hareketli (hayır, hiperaktif değil), çok meraklı, çok konuşan, çok soran, çok çok çok... Muhabbetlerin sürekli ortasında. “Kim yapmış, niye yapmış, bunu kim buraya koymuş, niye koymuş” soruları sürekli döner ağzında. Ortamda Deniz ve benden başkası varsa, örneğin bir arkadaşım beni ziyarete gelmişse, Deniz onu sahiplenir, muhabbeti o yönlendirir. Bizim evde ses hiç kesilmez, Deniz ya benimle konuşur, ya oyuncaklarıyla konuşur, ya şarkı söyler. Tuvalette işini görürken bile konserler verir. Uyandığında konuşmaya, şarkı söylemeye, soru sormaya başlar, uyuduğunda anca susar.

Deniz’in bu yönünün karakteriyle ve yaşıyla çok alakası var elbet. Ama biraz da ben pekiştirdim herhalde. Bebekliğinden beri ona her şeyi açıkladım, açıklıyorum. Yolda yürürken, daha kanguruda taşıdığım zamanlarda ona etrafı anlattım. Kuşları, ağaçları tarif ettim. Bir yere gideceksek oraya neden gideceğimizi, ne yapacağımızı anlattım. (Anneanneye gideceğiz, seni oraya bırakacağım, sen orada uyuyacaksın, sonra gelip alacağım.) Hiçbir şey sürpriz olsun istemedim. Bebekken ağlayacağını bildiğim halde gizli gizli evden kaçmadım. Sorularına hep cevap verdim, açıkladım. Soru soramayacak yaştayken meraklı bakışlarını anlamlandırmaya çalıştım. Üç aylık olduğundan beri kitap okudum. Merak etmeye, soru sormaya teşvik ettim. Haliyle şimdi en meraklı çağında verdiğim cevaplarla yetinmiyor, Aziz Nesin’in Mu Ni’si gibi her şeyi sürekli, durmadan soruyor. “Nereye gidiyoruz Anne? Niye? Sonra nereye gidicez?”

Bu meraklı, soru soran, öğrenen yönünü teşvik etmek istiyorum. İleride faydasını göreceğini düşünüyorum. Ve sanırım bunu da beceriyorum, ki artan bir merakla devam ediyor bu sorular, sorgulamalar. Ancak an geliyor, Deniz “Niyeeee?” diye sorunca “Eşekler sorsun diye!” dememek için zor tutuyorum kendimi. “Az dur, bir sus be oğlum!” demek istiyorum.

Mutlaka kişi olarak, anne olarak eleştirilecek yönlerim var. Eleştirilerin en acımasızını da kendim yapıyorum genelde. Ama bu sefer, bir kereliğine de olsa kendim eleştirmek değil, kendi kendime hakkımı vermek istedim. Sonuçta çocuğuma doğduğundan beri kendi başıma, yardımsız baktım. Elbette eşim bana bu konuda destek olmasaydı, benimle aynı anlayışı, görüşü paylaşmasaydı yapamazdım. Tabii ki an geldi anneanne, babaanne, teyze, hala yardımıma yetişti, yetişiyor. Ama çocuğumun nasıl bir insan olacağı konusunda temel prensipleri ben belirledim. Ona vakit ayırdım, sevgimi göstermenin de ötesinde saygı gösterdim. Şu anki bağımsız, mutlu, merak eden, soru soran, arkadaş canlısı, paylaşan, sevgi dolu çocuk olmasında bayağı bir payım var, değil mi?

Bu yaptıklarımın sıra dışı şeyler olduğunu düşünmüyorum. Anneliğin gereklerini yerine getirdiğim için çocuklarım dâhil kimseden takdir ya da teşekkür beklemiyorum – kendimden başka... İşte bu yüzden bir kere olsun kendi kendimin sırtını sıvazlamak, kendime “Fena iş çıkarmadın hani” demek istedim. Evet, kusursuz anne değilim ama karnemde Pekiyi’ler çoğunlukta…

5 yorum:

Hilal dedi ki...

"eşekler sorsun diye" hahaa, ilk defa duyuyorum bunu çok komik:D

27 Ocak 2010 14:03
dağlar kızı dedi ki...

Süper bir değerlendirme olmuş doğrusu. Yüreğine sağlık...

27 Ocak 2010 19:59
Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

bizler gözetmen olarak 10 puan veriyoruz elifciğim sana. 2.ye cesaretinden dolayı da "brave heart" madalyası ayrıca :)

27 Ocak 2010 21:20
cocukdayaparimkariyerde dedi ki...

İyi anne olmak için çırpınıp duran, teşekkür beklemeyen, takdiri hak eden size ve başka annelere gelsin bu yazı.. elinize, gönlünüze sağlık..

27 Ocak 2010 22:43
blogcuanne dedi ki...

Hilal - Bizim edebiyat öğretmenimiz çok kullanırdı bu lafı :)

Çok teşekkürler güzel yorumlarınız için. Brave heart madalyası ayrıca sevindirdi beni :)

28 Ocak 2010 18:45