Nasıl Bir Dünya?

Yazarlarımız

Hangi Konularda Yazdık?

Kim Ne Yazdı?

Sayfalar

15 Ocak 2010 Cuma

Babalık, gerektiğinde annelik yapabilmektir

Bu haftanın konusu “Babalara Sertifika” için aklımda bambaşka bir yazı vardı aslında. Babalık sertifikası alabilmek için gebelik ve doğumdan bebek bakımına, çocuğuna vakit ayırmadan anneyle “takım olmaya” kadar değişik "derslerin" alınması gerektiği ile ilgili bir yazı hazırlayacaktım.

Ancak bu yazıyı yayınlamamdan önceki gün Deniz aniden ateşlendi. Deniz’in bu hastalığı sırasında babasının yaklaşımı bana yazının konusunun “Babalık, gerektiği zaman anne olabilmektir” olması gerektiği konusunda ilham verdi.


“Annelik içgüdüsü kadın hamile kaldığında başlar, babalık içgüdüsü ise bebek doğduktan sonra” diye bir inanç var genelde. Oysa kimi anne var, “Çocuğumla doğduktan birkaç ay sonra bağ kurabildim” diyor. Kimi baba var, gebeliği karısıyla beraber yaşıyor, hatta bulantılara varan fiziksel sıkıntıları bile tecrübe edebiliyor.

Günümüz anneleri babaların dahiliyeti konusunda daha mı şanslı? Benim babam, canım babam, biz bebekken bakımımızın B’siyle ilgilenmemiş. Annem doğum odasında tek başına sancılanırken ağzında sigarası hastanenin koridorlarını turlamış. Sevgisini hiçbir zaman esirgememekle birlikte doğumumuz ve bebekliğimiz sırasında bu kadar geri planda durmasını “O zamanlar öyleydi” diye açıklıyor annem.

O zamanlar nasıldı bilmiyorum ama bu zamanlar farklı olduğu kesin. Mutlaka eski anlayışın kolaylığına sığınıp bebeğin altını değiştirmek konusunda beceriksiz olduğunu iddia eden, geceleri bebeğin ağlamasını duymadığını iddia eden babalar var. Ancak günümüz babaları bir önceki nesle göre daha “dahil” olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz.

Peki acaba “Babalık sertifikası” almak için günümüz babalarından olmak başlı başına yeterli mi sebep mi?

Önümde iki baba örneği var. İlki yukarıda bahsettiğim, iki kızını canından çok seven, onlar için fedakârlık yapmaktan çekinmeyen ancak yetişmeleri sırasındaki pratik uygulamaları eşine devretmiş olan bir baba: benim babam. Diğeri ise hamileliği karısıyla beraber tecrübe etmiş, onunla beraber okumuş, derslere girmiş, “doğurmuş”, bebeğinin bakımının her aşamasıyla ilgilenmiş, büyümekte olan çocuğuyla top oynamaktan banyo yapmaya, lego yapmaktan maç seyretmeye kadar her türlü paylaşımda bulunan, ve yakında ikinci oğlunu kucağına almaya hazırlanan eşim: Deniz’in Babası.

Biz küçükken ateşlendiğimizde, hastalandığımızda annemin yanımızda yattığını hatırlıyorum. Babamın da çok üzüldüğü, endişelendiği, gidip gelip ateşimizi ölçtüğü, bizi rahatlatmaya çalıştığı hep aklımda. Hatta yüzündeki endişeli ifadeyi bugün bile hatırlarım. Ama ateşler içinde yatıyorken, zaman zaman kötü rüyalar görüyorken gece uyandığımda yanımda olan annem olurdu.

Deniz ise farklı bir deneyim yaşadı dün gece. Annesinin yeterince yorulduğunu, aynı zamanda karnındaki bebeği için de dinlenmesi gerektiğini düşünen babası yanında yattı bütün gece. İki saatte bir uyanıp ateşine baktı. Ateşi çıktıkça ilacını verdi. Terledikçe üstünü değiştirdi. Gece tuvalete kaldırdı. Sabah uyandığında ise oğlunun düne göre daha iyi olduğundan emin olunca aklını evde bırakarak işine gitti.

Deniz dün geceyi hatırlayınca “Anne, dün gece babam benim yanımda yattı” diye sevgiyle bahsetti bu sabah babasından.

Düşünüyorum da… Evet, babalar tabii ki bebeklerinin altını değiştirmeli. Mamalarını yedirebilmeli. Onlarla vakit geçirebilmeli.

Ama asıl baba dediğin anneyi tamamlamalı. Gerektiğinde anne olabilmeli. İşte o zaman sertifika, diploma, her neyse fazlasıyla hak etmiş olur.