Nasıl Bir Dünya?

Yazarlarımız

Hangi Konularda Yazdık?

Kim Ne Yazdı?

Sayfalar

28 Aralık 2009 Pazartesi

Küçük Ayşe Sendromu

Çocuk ya da iş. Neden böyle bir ikilem dayatılıyor önümüze?
Her ikisi birden olamaz mı?
İki çocuklu ve çalışan bir anne olarak ben OLUR diyorum!

Baştan söyleyeyim, kadınların çalışmasından, üretmesinden, sosyal hayatta varolmasından yanayım. Ayrıca çocuk doğurmak, kadının tüm haklarını elinden alan bir şeymiş gibi davranılmasına da tahammül edemiyorum.

Yıllarca emek verip, bir meslek ve kariyer sahibi olmuş insanların, sahip olduğu tüm sıfatları bir tarafa iterek, sadece ANNELİK rolüne bürünerek hayatına devam etmesi doğru gelmiyor bana. "Küçük Ayşe" şarkısının, küçücük bünyelere itinayla enjekte ettiği gibi, bebeğine bakıp, büyütüp bir köşede oturmak mıdır kadının hakkı? O kadar basit değil.... Çalışmak sadece para kazanmak değildir. Bir yaşam biçimidir, bireyin sorumluluk ve özgüven duygularını besler, kadını özgürleştirir.


Bir çok anne adayı bu soruyu soruyor kendisine: Bebeğimi kendim mi büyütmeliyim? 
İlk başlarda can-ı gönülden “EVET!” olan cevap, hormonların normale döndüğü ilk yılın sonunda önce sorgulamaya, sonra “AMA”lara en sonunda da “KEŞKE”lere dönüşüveriyor çoğunlukla... Belli bir zaman uzak kalınınca çalışma hayatından, dönmek de bir o kadar zor olur. Hem çalışan, hem işveren açısından bu böyle inanın.

Yarım maaş alıp, 1-2 yıl çocuğumuzu büyütüp, sonra işimize dönebilseydik mesela ne güzel olurdu. Bizde bu işin ucu, ancak 6 aya kadar uzar. “Daha fazla izin istiyorum” derseniz, “buyrun tazminatınız” derler. Bu kadar basit yani.

Çalışma hayatından gelip, çocuk doğurunca evde oturmayı tercih eden ya da buna mecbur kalan arkadaşlarımdan biliyorum. Çalışmaya, üretmeye alışmış kadını ev yutar, dağıtır. Çocuk 3 -4 yaşına gelip okulun yolunu tutunca, baba sabah yanağa öpücük kondurup işine yollanınca ANNE evde yapayalnız kalır. Başta çok cazip gözüken evcilik halleri artık yıpratıcı olmuştur. Pişirir, taşırır, yıkar paklar. Ertesi gün yine aynı, yine aynı... Tepeden toplanmış bir saç ve bir eşofmanla geçen günler, haftalar. Bu mudur hayattan istenen?

Çalışan anne olmanın, pespembe bir tablo oldunu söylemiyorum elbette. İki çocuklu, çalışan ve çocuklarını yalnız büyüten bir anne olarak, ne kadar güç ve tempolu bir yaşantım olduğunu anlatıp sızlanacak değilim. Bakıcılarla uğraşmanın zorluğunu, kendime ayıracak zaman bulamadığımı, sosyal hayatımın sekteye uğradığını da. Çünkü biliyorum ki oturup dertleşsek, çalışmayan bir annenin de, çok fazla sızlanacak konusu vardır haklı olarak. Kolay olan ne var ki hayatta?

İkinci çocuktan sonra işe döndüğümde, “iki çocukla nasıl herşeye yetişebildiğimi” soran bir arkadaşıma, bir yöneticim, performansımı övüp, kadınların çok organize olduklarını, çocuk sayısı arttıkça, organize olma yeteneğinin arttığını ve bunun işe daha olumlu yansıdığını söylemişti.

Bu gerçekten de doğru bir tespit. Kadının çok yönlü düşünce yeteneği, organizasyon becerisi, detaylara hakimiyeti erkeklere göre çok daha iyi. Kadın farkında olmadan; hayatı, çocuğu, işi, evi bir arada organize ediyor. Bunca işi kıvırmak için ne numaralar, ne pratik çözümler üretiyor bünye hayal edemezsiniz!

Sonuç olarak diyorum ki, iş hayatında bulunmuş bir kadın, çocuğunu belli bir aşamaya getirdikten sonra işine geri dönmelidir.

1. Çocuklarına daha iyi yaşam koşulları ve iyi bir gelecek sağlamak için,
2. Ekonomik özgürlüğünü devam ettirebilmek için,
3. Bilgi, eğitim ve deneyimini bir değere çevirebilmek için,
4. Sosyal açıdan mutlu olmak için,
5. Olası bir boşanma durumunda hayatını rahatlıkla devam ettirebilmek için,
6. Bir kadın olmaktan çok bir İNSAN olarak toplumdaki rolünü ve yerini sağlamlaştırmak için,
çalışmalıdır.

Gelir endişesi olmayan ya da kötü iş tecrübeleri yaşamış olanlara diyecek sözüm yok. Herkes tercihinde özgür sonuçta. Pişman olacağımız kararlar vermemek dileği ile...

İmza
Çalışma Bakanınız OİP

14 yorum:

Deniz dedi ki...

İkisinden de vazgeçemem şahsen, ne kızımdan, ne işimden...

28 Aralık 2009 15:00
olmadık işler peşinde dedi ki...

DENİZ,
Aynı kulüpteyiz desene:) Kimsenin bunu senden isteme hakkı da yok zaten.. Kolaylıklar dilerim:)

28 Aralık 2009 15:06
kuzunun annesi dedi ki...

Yaşa varol sayın bakanım :))

28 Aralık 2009 15:31
olmadık işler peşinde dedi ki...

KUZUNUN ANNESİ,
Oyunuzu bana verin, pişman olmayın:p Doğum izni 2 yıl, izin süresince yarım maaş, anne ve çocuklara özel sosyal güvenlik ve dahası!!! :D

28 Aralık 2009 16:47
gunebakan dedi ki...

bu yazıyı ben yazsam da herhalde hemen hemen aynı şeyleri yazardım.
2 çocuklu ve de çalışan bir anneyim. her iki tarafı da tattım. kızım 3 yaşındayken işsiz kaldım. 1.5 yıl evde oturdum. hayatımın en güzel dönemiydi. ama sonu yoktu. işsizlik uzadıkça o kadar bunaldım ki anlatamam.
ama dediğin gibi sosyal devlet olsa, doğum izni 2 yıl ve de ücretli olsa keşke. biz de çalışma hayatından kopmadan kuzularımızı belli yaşa getirebilsek. hem 6 ay anne sütü ver diyorlar, hem doğum sonrası izin 2 ay diyorlar. bu ne yaman çelişki...
kuzunun annesi oyum sana bu arada...

29 Aralık 2009 10:48
olmadık işler peşinde dedi ki...

GÜNEBAKAN,
İşsizlik dönemi keşke kızının bebekliğine denk gelseymiş:( Kozmik bir gücümüz olsa, önceden görsek olayları, çok müdahele edemesek ama inceden ayar yapabilsek hayatımıza ne güzel olurdu:)

Bu arada oyun aslında bana olucaktı:) Tema rengi nedeniyle yorum bırakanların adları görünmüyor..
Teşekkürler:)

29 Aralık 2009 12:58
Birben dedi ki...

Aaa ben bu renk olayını nasıl görmemişim.Utandım:(

29 Aralık 2009 14:22
olmadık işler peşinde dedi ki...

BİRBEN,
tam da "yöneticimiz uyuyor muuuuu!" diyecektim, yetiş mişsin:)

29 Aralık 2009 14:46
ela selin dedi ki...

Kizimin dogumundan sonra ise döndügümde yüzde seksen calisiyor olmama ragmen performansim gözle görülür bir sekilde artmisti. Benim o zamanki yöneticim de (kendisi de anne idi) bunu "multitaskin" annelige baglamis ve beni övmüstü. Simdi iki cocukla döndügümde ne olacak bilmiyorum ama bu seferki yöneticim anne olmadigindan "multitasking" yetenegimi takdir edecek mi merak ediyorum.
Cok kapsamli bir yazi olmus, zevkle okudum...

29 Aralık 2009 21:45
olmadık işler peşinde dedi ki...

ELA SELİN,
Çok teşekkür ederim
Benim bahsettiğim yönetici de kadın:) Kadın yöneticilerle çalışmak bu açıdan çok iyi işte. Umarim işe başlama dönem ve bebeğin alışma süreci planladığınız gibi, kusursuz ve sorunsuz olur. Kolaylıklar diliyorum:)

29 Aralık 2009 22:34
aysema dedi ki...

Tümüyle katılıyorum yazdıklarınıza... Bence de anneler çalışmalıdır. Hem sizin belirttiğiniz gerekçelerle, hem de yetişmiş bir insan olarak ülkesine katkı sağlamak amacıyla çalışmalıdır.

Biz anneler kendi çocuğumuza çok iyi bakıp onun geleceği için çalışırken bir gerçeği çoğu kez gözardı ediyoruz.

Çok iyi yetiştirdiğimiz, gözümüzden sakındığımız çocuklarımızın bu özelliklerle büyüdüklerinde nasıl bir ortamda yaşıyacaklarını da düşünmemiz gerekmiyor mu?

Dürüst bir insanın hırsızların arasında yaşamak zorunda olduğunu bir düşünün lütfen!

Sadece kendi dünyasında bebekken yaşayacak, ancak biraz büyüyünce topluma karışacak... Bu nedenle de toplumsal duyarlığı da olmalı annelerimizin değil mi?

Bir bu eksikti, diyenlerinizi duyar gibiyim. Haklısınız, yükünüz çok ağır.

Çözüm, paylaşmakta... Babaları da işe ortak etmekte. "Yardım ediyor, benimkisi çok iyi!" değil söylemek istediğim. Bunu zor durumda olduğunu gördüğümüz herkes için yaparız. Benim söylediğim anne gibi, anne kadar yani sizin kadar sorumluluk duymalı babalar da... Anneyi çağırmadan kendisi de çözüm bulmalı, çocukla anne kadar ilgilenmelidir. İnsan bu sorumluluğu duyduğu zaman pek çok şeyi öğreniyor. Babalara da fırsat verin, gerekirse başlangıçta kırıcı olmadan zorlayın derim ben. Onlar da işin keyfine varsınlar. Aklı başka yerdeyken çocuğu oyalamanın bir işe yaramadığını hepimiz yaşayarak öğrendik. Kendimizi her şeyden soyutladığımız an çocuk da biz de eğleniyoruz. En azından çocuğumuzun ne istediğini anlıyoruz. Annenin işinin bitmesini sabırsızlıkla bekleyen babalar çocuğu oyalayamıyorlar, ağlayınca da , seni istiyor, diyerek anneyle çocuğu baş başa bırakıyor çoğu kez ve kendilerini mutlu edecek uğraşlarının başına dönüveriyorlar. Kaytarmayı seviyorlar doğaları gereği ya da eski zamana göre yetiştirilmiş olmanın sonucunda...

Çok uzattığım için özür diliyorum, ancak zaman eski zaman değil. Dışarda aynı sorumlulukları taşıyorsanız, içerde de aynısı olmalı değil mi?

Son, hemen bitiriyorum. Neden bloglarda hep anneler yazıyor? Bir iki tane baba blogu olsa da çocuklarını sizin duyarlılığınızda anlatıyorlar mı?

Paylaştıkça yorgunluğunuz azalacak birlikte daha çok mutlu olacaksınız.

Eğitime babalardan mı başlasak dersiniz? İnanın yorulan babalar çoğaldıkça sosyal haklar için mücadele edenlerin sayısı artacak ve sesinizi sağır sultanlar da duyacak...

Sevgilerimle...

29 Aralık 2009 23:19
olmadık işler peşinde dedi ki...

AYSEMA,
Üşenmeyip yazmışsın uzun uzun. Ne güzel dile getirmişsin, eline sağlık.
Evlilik hayatı paylaşmak değil midir zaten? Buna çocuk da girer, para da, dert de, mutluluk da... Erkekler tembel ruhlu mudur, yoksa biz anneler küçüklükten onları böyle mi kodluyoruz bilmem. Aslında her ikisi de sanırım:)

Açıkçası ben "hayat sonuna kadar müşterek"çilerden değilim. Babanın "baba" annenin "anne" gibi olmasına inanırım. "Dün bebeğe ben baktım, bugün sen bak", "sabahtan ben bezini değiştim, öğleden sonrakiler senin" gibi pazarlıklara da uzağım.

İhtiyacım olduğunda, bunaldığımda, yorulduğumda elimi tutan bir eş, bir baba yetiyor bana. Çok mu domestiğim bilmem??

Babalık annelikten çok farklı bir kulvar..
Fiziksel efor ve motivasyon bakımından baba, annenin eline su dökemez desem çok iddialı konuşmuş olmam değil mi?
Sevgiler

30 Aralık 2009 15:13
kirazzade dedi ki...

Ben ise tam tersine, asıl çalışmayan kadının özgür oldugunu düşünüyorum :) İş stresi yok, çocukalrından ayrı kalmak yok, akşam evde yemek var mdıır derdi yok, temizlik derdi yok :) Hele bir de işini evden yürüten bir kadınsa off ki ne off :)

3 Mart 2010 15:47
olmadık işler peşinde dedi ki...

O dedikleriniz hep eksik bende. Evden çalışmak bana da çok cazip gözüküyor, ama ilgim çabuk dağılır gibi geliyor...

Disiplini ve düzeni seven birisi olarak bana çok uygun gelmiyor evde olmak malesef...

Umarım herkes tercihlerinde mutluluğu yakalar, doğru bir tane değil sonuçta:)
Sevgiler...

3 Mart 2010 16:10