Nasıl Bir Dünya?

Yazarlarımız

Hangi Konularda Yazdık?

Kim Ne Yazdı?

Sayfalar

3 Eylül 2010 Cuma

Lohusa Psikolojisi Var(mış)

Çok sakin ve çok yalnız bir hamilelik geçirdim ben.  Üç kişiydik o sıralarda sadece, ben ve ikiz mucizelerim.  Hüzünlü gibi gelse de kulağa ben yalnızlığı severim.  Üstelik etraftan duyduklarımla, yakın zamanda doğum yapmış ablamdan dinlediğim deneyimleriyle doğumumdan sonra hiç yalnız kalamayacağımı biliyordum zaten.  Lohusalık ile ilgili duyduğum ve okuduğum şeylerin başıma gelip gelmeyeceğini merak ederken bir yandan da bu yeni hayatıma kendimi psikolojik olarak hazırlamaya çalışıyordum.  Bebeklerim dünyaya geldikten sonraki hayatımı hayal etmeye çalışıyordum uykusuz gecelerimde göbeğimi okşarken.

29 ağustos 2009 günü ikizlerim Tuna ve Nil dünyaya merhaba dediler.  Hastanedeki ilk gecem korkunçtu, çok acı çekiyordum ve sürekli iki bebeğimi emzirmem gerekiyordu.  Eve döndüğümüz ilk gün tam bir kaostu.  Benim ailem, eşimin ailesi, her kafadan çıkan bir sürü fikir, bebeklerim için rahat bir ortam sağlamaya çalışan ben ve bir yandan oturup kalkarken canımın çok yanması sinirlerimi oldukça yıpratmıştı.  İkinci günümüzde bu ortama bir hafta önce tanıştığım bakıcımız da katıldı.  Annem başka bir şehirde yaşadığından bebeklerin kırkına kadar benimle kalıp destek olacaktı. Eşim de bir hafta izin almıştı bizimle olabilmek için.

Ben 34 senelik hayatımda hasta olduğumda bile ayakta geçiren, her işini kendi gören ve insanlardan yardım istemeyi sevmeyen biri oldum. Şimdi durum bunun tam tersiydi. Bir sürü insana ihtiyacım vardı, tek başıma iki bebeğe bakmam ve kendimi iyileştirmem mümkün değildi. Koskoca evde benim yerim yatak odam olmuştu bir anda. Sadece kahvaltı ve yemek için odadan çıkıyordum ve apar topar "yatman, dinlenmen lazım" denilerek odama gönderiliyordum. Bebekler de yatak odamda yanımdaydı ama emzirmem haricine sürekli uyuyorlardı. İkisi de hep kucağımda yanımda olsun isterken çok az birlikte olabiliyordum.  Yatakta geçirdiğim bu vakit sanırım 2.5 bilemediniz 3 gün sürdü ve ben isyan bayrağını açtım. "Ben hasta falan değilim, kendimi gayet iyi hissediyorum!" diyerek kontrolümden çıkmış olan ev düzenimi tekrar ele geçirmek istedim. Yine de yatak odamda vakit geçirmeye devam ettim bir süre, kucağımda laptop, yanımda kitaplarım, meyva tabağım, su dolus sürahim ve yine yanıbaşımda park yatakta yanyana yatan ikiz bebeklerim. Anneydim ben artık ama annelikten anlayabildiğim tek şey düzgün beslenmek, iki saatte bir iki bebek emzirmek ve uyumaktı.

İlk günlerin şokunu atlatınca kızımın gece ağlamaları ve meme bağımlılığı başladı. Oğlumun sarılık değerleri çok yüksekti ve çok emmesi gerekiyordu ama o kadar çok uyuyordu ki emzirmek çok güçtü. Geceleri bazen biri salonda uyuyup kalıyordu kanapenin kenarında ve ben de orada yatıyordum mecburen. Saçma sapan bir düzen oluşmuştu yani. Kızımın saat 18 de başlayıp gece 22 ye kadar süren ağlamaları yüzünden nöbetleşe yemek yer olmuşuk. Hatta bir seferinde emzirirken yemek yediğimi bile hatırlıyorum. Tam anlamıyla çok sefil hallerim oldu bu dönemde. İlk 3 ay çok zor geçti. Bu zor geçen ayların bende bıraktığı hasarlar sonradan yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. İlk aylarda pek çok lohusanın yaşadığı duyguları ben de yaşadım; eşine öfkelenmek, eski hayatını özlemek, hayatın hep böyle geçeceğini zannetmek, çocuklarına kimse dokunmasın istemek ve daha pek çoğu. Bütün bunları atlatabilirdim ama üst üste binen yorgunluklar, bitmek bilmeyen uykusuz geceler, üzerine eklenen yalnızlık ve evden çıkamamak beni çok hırpaladı. Bana göre benim lohusalığım bebeklerim memeyi kendileri bırakana dek yani 7 ay kadar sürdü. Sonra her şey düzene girmeye başladı kendiliğinden.
İkiz mucizelerim ve ben
Demek istediğim, nasılsa bana olmaz dediğim lohusa psikolojisinin ne demek olduğunu çok iyi öğrendim. Doğum sonrasında yapılması gereken “sakin” durabilmeyi becermek ve “bu günlerin” geçeceğini aklının bir köşesinden çıkartmamak olabilir diye düşünüyorum.

Aynı anda iki bebeğim olması da benim telaşımı ve koşturmamı iki hatta üç katına çıkartmıştı. Şimdi en üzüldüğüm şey o kargaşa içinde bebeklerimin keyfini yeteri kadar sürememiş olmak aslında. Hayat işte, ne yaşanması gerekiyorsa yaşanıyor sonuçta. Ben de yaşadım, hatalar yaptım, öğrendim ve şimdi yapabileceğim tek şey şu anda hamile olup da bu yazıyı okuyanlara sakin lohusalıklar dilemek olacaktır.

6 yorum:

burcu.. dedi ki...

İkinci fotoğrafı özellikle çok beğendim. Şaşı bak şaşır gibi:) Bayağı bir uğraşla çekilmiş gibi.

3 Eylül 2010 13:09
burcu.. dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi. 3 Eylül 2010 13:09
IŞIK ÖRSEL İMİR dedi ki...

Evet, eşimin marifeti tamamen :) Teşekkürler

3 Eylül 2010 14:10
k.i.s.d. dedi ki...

O kadar takdir ediyorum ki ikiz annelerini. Aynı psikolojiyi tek bebekle bile çok ağır atlatabilmişken.Ne güzel dile getirmişsiniz o eskiden kendine yetebilirken şimdi muhtaç olmanın dayanılmaz ağırlığını...
Bir de Nisan ile Güney'in maceralarını okudunuz mu hiç? Onlar da çok komik ve artık büyük ikizler:) http://nisanguney.blogspot.com

3 Eylül 2010 16:38
anne kaleminden dedi ki...

ışık, çok içten çok güzel anlatmışsın o günleri... gözümde canlandı okurken.. birçok yerinde kendimden izler buldum.. özellikle nöbetleşe yemek, emzirirken yemek :)) aynı masada uzun süre eşimle yemek yiyememiştik... ellerine sağlık... 2.foto nasıl çekildi ben de merak ettim:)

3 Eylül 2010 16:58
Yasemin Aktuğ dedi ki...

Işık çok güzel anlatmışsın o günlerini

3 Eylül 2010 17:14