Nasıl Bir Dünya?

Yazarlarımız

Hangi Konularda Yazdık?

Kim Ne Yazdı?

Sayfalar

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Ceza almak, vermek ya da vermemek...

Babamın beni sokak kapısında karşılayıp evin arka odalarına giden yolu ayağıyla popoma hızlıca dokunmak (!) suretiyle gosterdiği o günü hala hatırlıyorum. Ortasondaydım. Mahallenin yakışıklısıyla bisiklete binme zevkini yarıda kesememiş, eve geç kalmıştım. Yediğim ilk “dayak” değildi. Ama sanırım sondu. Gariptir bunun dışındakileri hiç hatırlamıyorum. Sadece seyrek de olsa belli bir ölçüde fiziksel ceza da aldığımı kavram olarak hatırlıyorum. Ceza kötü birşeydir içerikli yazıya kötü bir başlangıç olacak ama bu son dayağımı da gülerek hatırlıyorum. :)

Oğlum Poyraz, henüz 13 aylık. Emzirmeyi becerdik, gaz sıkıntıları çoktan bitti, katı gıdaya geçtik, uyku bitmeyen mücadele ama artık asıl sıra disiplin konularında sanırım. Sınava son gün hazırlanma modumdan çıkamadım ve o konuda gerçekten okumaya henüz başlayamadım. O yüzden bu yazım azıcık okuma (aklımda kaldığı kadarıyla), biraz yaşama, biraz yaşayanlardan duyma ve biraz da düşünmenin ürünü. Akademik bir içerik beklemeyin benden. Henüz değil.

Okudum
Ceza faydasız. Neden faydasız?
- Çünkü kişiyi eylemin kendisinden uzaklaştırmıyor. Bir eylemi ceza korkusuyla yapmayan çocuk, ceza riski ortadan kalktığı ilk fırsatta tekrar edebiliyor. (anne babanın haberi olmayacaksa yolda top oynamak)
- Cezayı yaptığı eylemin bir bedeli olarak görüp o bedeli ödemeye razıysa tekrar edebiliyor. (eve geç gideyim, bu akşam televizyon izletmezler -ya da popoma bir tekme atarlar- ödeşiriz.)
- Genel olarak çok ceza alan çocuklar iyiyi kötüyü değerlendirme yeteneği edinemiyorlar.

Yaşadım
Benim Poyraz’a şimdiye kadar disiplin uygulamam gereken en önemli konu ısırma sorunu oldu. Önce emzirirken ısırmaya başladı. Hemen internet karıştırıldı, çözüm sakin ama net bir şekilde “anne ısırılmaz acıyor” demek ve emzirmeyi bırakmak. Bir süre bunu yaptıktan sonra bir gün emerken dişlerini hafifçe göstererek tepkimi ölçmek için gözlerimin içine baktı. Sadece hayır demem üzerine kuzu kuzu emmeye devam etti. O zaman anladım ilk disiplin çalışmamın başarıyla sonuçlandığını. ‘Heyt be, 2 yaş sendromu falan koymaz bana’ diye hemen gaza geldim. Ancak meme ödemek istemediği bir bedel olduğundan bu sistem çalışmıştı. Aynı sistem kucağıma aldığımda omzumu ısırma sorununa çözüm olmadı. Çünkü emekleyen bir çocuk için yerde de oldukça eğlenceli bir dünya vardı ve kucağımdan inmek kolaylıkla ödenebilecek bir bedeldi. Hala öyle ve ben hala bu konuyu çözemiyorum. Ve artık 2 yaş sendromundan da korkuyorum!

(huzurlu mu görünüyor? dikkatli bakın! avına yaklaşan bir drakula ve korkudan gerilmiş omuzlar göreceksiniz)


Okudum
Ceza faydasızsa ne yapmak lazım?

Öncelikle evde otoritenin ebeveyn(ler) olduğunu netleştirmek (duydum: etrafımda 2 yaş dönemini yaşamış kişiler bunun pek kolay olmadığını söylüyorlar) Bunu tutarlı, kararlı ve tabi iyi örnek olarak yapmak
Gerçekten bozulmasını istemediğiniz şeyleri kural olarak koymak ve böylece sürekli kuralları esnetir/değiştirir durumda olmamak (bu biraz da ilk maddenin alt maddesi aslında)
Çocuğu doğru eyleme eğlenceli bir şekilde teşvik etmek
Yeterli olgunluğa ulaşmış bir çocuğun doğru eylemi içselleştirmesini, doğruluğuna inanmasını sağlamak
Zaman zaman çocuğun yaptığı kötü eylemin doğal sonuçlarını yaşamasına izin vermek (sabahları okula giderken annesinin zoruyla hazırlanan bir çocuğu zorlamamak ve servisi kaçırıp okula hesap vermek zorunda kalmasını sağlamak gibi)
Sorunun çözümü için çocuğun kendisinin öneriler getirmesini istemek

Yapılmaması gereken şeylerden biri ödül vermek. Çünkü bu durumda da çocuk sorumluluklarını ödül için yapar hale gelir. Aslında cezanın tam tersi gibi görünse de benzer sonuçlar doğurabilen bir sistem.

Düşünüyorum
Ceza yok, ödül yok! Bütün taşları bağlamışlar! Umarım çocuğum doğuştan evliya olgunluğuna sahiptir yoksa ben gerçekten çaresiz hissediyorum.

Okudum
Hiçbir şey işe yaramaz ve istenmeyen eylem devam ediyorsa: Ceza olabilir (heey, teşekkürler) ama eylemin kendisiyle ilgili olmalı. Örneğin eşyalarını sürekli kaybeden bir çocuğa televizyon izlememe cezası vermek yanlış, kaybolan şeyleri harçlığından kesip almak doğru.

Düşünüyorum
Azıcık okudum dedim onla bile bir sürü doğru-yanlış girmiş hayatıma. Bunları bilmek bazı açılardan güzel. Zaten mutlaka daha fazla okuyacak daha fazla doğru-yanlış edineceğim. Mutlaka uygulamada bunların pek çoğunu yapamayacağım ve hatta aklım bu okuduklarımla öyle karışacak ki kendi halime bıraksalar doğru yapacağım şeyleri de yanlış yapacağım. (Zorlayan mı var, okuma diyebilirsiniz ama onu da yapamıyorum işte.) Oysa ben içten içe disiplin konusunun kişinin karakteriyle de sınırlı olduğuna inanıyorum. Ben kendi içinde bile disiplini olmayan bir kişi olarak nasıl ve ne kadar kurallı olabilirim bilmiyorum. Esnetilemeyen kural nasıl olur, “annecim lütfen bu seferlik yapayım”lara nasıl dayanılır hiç bir fikrim yok. Okumaların hayatı kolaylaştırıcı yönlerinden yararlanmak istiyorum. Umarım ileride yanlış yapmışım demem ama karşılıklı sevgi (gerçek, derin, her zaman tereddütsüz hissedilen ve güç alınan), saygı üzerine kurulu, birlikte birşeyler yapmaktan mutlu olunan ve derin paylaşımları olan bir ilişkide zaman zaman cezanın da ödülün de yıkılan kuralların da tolere edilebileceğine inanıyorum. Yeter ki ceza ilişkinin ve hayatın temel belirleyicisi olmasın.

Yaşadım
Babamla başladım, yine onla bitireyim. Üniversitedeydim. İzmir’deki evime beni ziyarete geldiğinde onu çok kıracak birşey yaptım. Gitti. Kendi evine döndü. Yaptığımın bir özrü yoktu, babam yoldayken annemi arayıp çok üzgün olduğumu söyledim. Sonra babam beni 1 hafta aramadı. Ben evi aradığımda da annem çıktı, utancımdan babamı ısrarla isteyip af bile dileyemedim. Başka birşeye gerek yoktu. Babam bunu ceza olarak yapmıyordu ama 1 hafta benimle konuşmaması çok büyük bir cezaydı benim için.

Düşünüyorum
Bazen cezanın sona erişi cezanın kendisinden daha derin bir iz bırakır ve daha çok ders verir.

Yaşadım
Babam 1 haftanın sonunda beni sevgi dolu bir sesle aradı. “Kızım bir ihtiyacın var mı, paran bittiyse göndereyim mi” diye sordu. Hiçbir şey olmamış gibi eskiye dönmüştük. Ceza pratikte bitmişti ama babamın beni ne kadar sevdiğini ve ne yaparsam yapayım bana kızgın kalmaya bile dayanamadığını gördüğümde vicdanımın bana verdiği ceza daha da derin ve sızılı olarak bir yerden tekrar başlamıştı.



1 yorum:

Anonim dedi ki...

vicdan... sanirim isin sırrı bunda yatıyor. gulsum

25 Ağustos 2010 13:26