Nasıl Bir Dünya?

Yazarlarımız

Hangi Konularda Yazdık?

Kim Ne Yazdı?

Sayfalar

10 Mart 2010 Çarşamba

Erkek OLMADIĞIM için hor görülmek istemiyorum, o kadar...

Duygu Asena'nın Kadının Adı Yok kitabını üniversitedeyken okumuştum. 20'li yaşlarda, küçük bir şehirdeki özel bir okuldan Türkiye'nin en büyük şehrindeki bir devlet üniversitesine gelip de ülke ve dünya gerçekleriyle yeni tanışan, kendini adam etmeye çalışan bir gençtim o zamanlar...

Kitap o zaman, her şeyi bir yerlere oturtmaya, her kavrama sağcı-solcu, dinci-laik gibi bir etiket yapıştırmaya çalışan bana bile fazla gelmişti.

Okuduğumda "sırf KADIN olduğumuz için mi bazı haklara sahip olmalıyız?" diye sorguladığımı hatırlıyorum.

Belki şimdi, neredeyse 15 sene sonra, farklı birikim ve tecrübelerle okumuş olsam farklı mesajlar çıkarırım kitaptan... O zamanlar ne de olsa fazla kalıplaştırmaya çalışıyordum birçok şeyi...

Erkek olmadığımız için birçok şeyden mahrum kalıyoruz. Ama bu bize "erkeklere neyse bize de o" mu dedirtmeli? (Eşit olacağız diye kadına da erkeğe de bebek doğduktan sonra aynı süreli izin mi verilmeli?) Yoksa insan olduğumuz için hakkımızı istiyoruz demek yeterli değil mi? Kadınlığın, erkekliğin getirdiği farklı konumlamalar elbette var. Bu farkların da günlük hayatta, sosyal yaşamda göz önünde bulundurulması lazım.

Ben eğitimli bir kadınım. Türkiye'nin sayılı özel okullarından birinde, iyi bir eğitim aldım. Üniversiteyi fena sayılmayacak bir dereceyle bitirdim. Üzerine yüksek lisans yaptım. Sonrasında profesyonel hayata atıldım. Daha sonra anne oldum, çalışmaya kendi tercihimle ara vererek çocuğumu büyütmeye karar verdim.

Beni seven, sayan, destekleyen bir eşim var. Bir iş bölümü yaptık: Ben evle ilgileniyor, yemek yapıyor, çocuğumuzun yetişmesini birincil olarak üstleniyorum. Eşim çalışıyor, bütün bunları yapabilmemiz için para kazanıyor. Şu andaki görev dağılımımız böyle, ama niyetim çocuklarım biraz daha büyüdükten sonra yine para kazanmaya başlamak.

Kısacası, Türkiye şartları göz önünde bulundurulduğunda, "iyi eğitim almış, kendini yetiştirmiş" kadınların arasındayım.

Ve bu bazen hiçbir şey demek olmuyor.

Çünkü kadınım. Yani erkek değilim.

  • Trafikte araba kullanırken, erkek olmadığım için tacize uğruyorum. Üzerime kırmaya kalkışan, bana el kol hareketleri yapan taksi şoförleri eşimin arka koltukta, çocuğumuzun yanında oturduğunu görünce pısıveriyorlar.
  • Bir başka taksici "Sigaranızı söndürür müsünüz?" dediğim için beni arabasından en seviyesiz küfürleri sarf ederek kovabiliyor.
  • Yine trafikte, üstelik ona yol vermeme rağmen sıkıştırdığımı düşünen bir OKUL SERVİSİ ŞOFÖRÜ bana iğrenerek, tiksinerek bakarak, yanımdan geçerken tüm nefretini kusarcasına "Allah senin belanı versin!" deyip geçebiliyor.
  • Sokakta yürürken, minibüs şoförleri beni yayadan saymıyor, üzerime sürebiliyor. Ben "Bir de ezseydin" gibilerinden tepki verince yine en iğrenç küfürleri edebiliyor.
  • Oturduğumuz sitenin müdürü, ben "lütfen öğleden sonraları 2-4 arası çim biçme makinesini çalıştırmayın, çocuk uyuyor" dediğimde "Yapabileceğim bir şey yok" diyor. Aynı şeyi ERKEK OLAN eşim söylediğinde "Tamam efendim" şeklinde cevap veriyor.

Bunlar, benim, eğitimli, kültürlü bir kadının, Türkiye'nin en büyük şehrinde yaşadıklarının bir kısmı... Ve bunların hiçbiri erkek olan eşimin başına gelmiyor.

Türkiye'de profesyonel iş hayatında çok fazla deneyimim olmadığı için kadınlara erkek olmadıkları için yapılan haksızlıkları kişisel olarak tecrübe etmedim. Ancak çok duydum.

Ben bunlara müstahak olmadığımı biliyorum. Sesimi yükseltmeye çalışıyorum. Bunu bilmeyen, kadın olduğu için bu tür muameleye maruz kalmanın normal olduğunu düşünen ne çok kadın var şu ülkede...

Ben sırf kadın olduğum için daha fazla hak, hukuk istemiyorum. Erkek olmadığım için farklı muameleye tabi tutulmak istemiyorum, o kadar...

Sanırım bunu en güzel Sezen Aksu anlatıyor.

6 yorum:

Sezme Faslı dedi ki...

Sizinle hemfikirim. Kadınlar erkeklerle eşit olsun demek yaratılıştan gelen farklarımızı görmezden gelmek olduğu gibi bazen kadına, bazen de erkeğe zulüm bile olabilir. Önemli olan kadınların fiziksel ve duygusal olarak narin oluşunun bir 'aşağılanma' vesilesi olarak değil, 'titiz davranma' gerekçesi olarak kabul edilebilmesi.

10 Mart 2010 11:35
Deniz dedi ki...

...bi de nezaket ve titiz davranma "şeref verme şekline" dönüştüğünde tüylerim diken diken oluyor

10 Mart 2010 14:26
Ozgur dedi ki...

Kadınlara ince davranıyoruz ayağına ayrımcılık var bi de. Ben tartışmadan, kavgadan, yüzleşmeden kaçmam. İşyerinde hamileyken aman sen hamilesin arkadan konuşuyorlar ama yüzleştirmeyelim diye diye ayrımcılık yaptılar. Kaypak herifler bak gene sinirlendim şimdi:)

10 Mart 2010 14:49
Ozgur dedi ki...

Bu arada "ay sen kadınsın duygusalsın" haline de kıl oluyorum. Deneyimim erkeklerin çoğu halde daha duygusal olduğu yönünde. Narin değilim. Kırılgan değilim. Değilim yani aslını inkar değil, gayet akıllı mantıklı bir insanım. Kadınlar da erkekler gibi çeşit çeşit. Daha hassas olanı, benim gibi daha öküz olanı mevcut:)

Bana özel muamele yapmayın, engel olmayın yeter... demek istiyorum. Çok doluymuşum, bi yazı yaziim. Sevgiler Elif'cim...

10 Mart 2010 14:50
k.i.s.d. dedi ki...

Erkeklere yapılmayan muamelenin kadınlara hiç yapılmaması gerekirken malesef (özellikle trafik örneğin, minibüs şöförü örneğin) bu muameleye maruz kalıyoruz. Neden? Bizden kaynaklanmıyor bu, eğitimli olmakla alakalı değil bence. Tamamen karşı tarafın eğitimsiz yontulmamış odun olmasından kaynaklanıyor. Eğer bir düzelme bekleniyorsa toplumun temeline inmek gerek. Haklısın. Çoook haklısın.

11 Mart 2010 10:05
blogcuanne dedi ki...

Hepsi "insana saygı duymak" etrafında toplanıyor işte... Daha insana saygı duymazken, kadına incelik yapmaktan söz edebilir miyiz?

Özgür Anne - dediğin şeyleri hiç yaşamadım ama anlattıkların beni acayip gıcık etti. Ne içten pazarlıklı davranışlar bunlar...

11 Mart 2010 10:52