Nasıl Bir Dünya?

Yazarlarımız

Hangi Konularda Yazdık?

Kim Ne Yazdı?

Sayfalar

11 Şubat 2010 Perşembe

Sana o masum zamanları anlatmalıyım

Oğlum minicikten beri bayılır masallara, hikayelere. En çok da annesinin çocukluk maceralarına. 

3 ya da 4 yaşlarındaydı sanırım. Ona yazları anneannemim evinde ve bahçesinde yaşadığımız maceraları, mahalle arkadaşlıklarını, sokak oyunlarını anlatıyordum. Ağzı kulaklarında dinliyordu beni. Karşı komşumuzun kızıyla olan dostluğumuz ve maceralarımızdan bahsettim. Çok dikkatle ve gülümseyerek dinliyordu beni. Araya girip şöyle dedi:
- Anne bir daha ananemlere gittiğimizde beni o mahalleye götürür müsün?
+ Götürürüm bir tanem. Evimizi mi merak ettin?
- Evet. Bir de komşunuzu. Beni onlara da götürür müsün?
+ Evimiz çok eskiydi ve yıkıldı bir tanem. Komşumuza gelince, hala orada mıdır bilmem?
- Olsun bakalım biz? N’olur!!
+ Ne yapacaksın ki?
- Arkadaşınla (!) oynayacağım!!

Çocuklar ne saf, ne kadar naif, ne temiz değil mi?

Bu kadar geniş hayal gücüne sahipken kutu gibi evlerde bir başına büyümeleri ne büyük haksızlık. İşte bu nedenle hayat planımızı, tercihlerimizi hep oğlumuzun çocukluğunu doyasıya yaşaması, olabildiğince sereserpe oynaması, çocuk gibi çocuk olması üzerine yaptık ve yapıyoruz. Yetiyor mu? Sanmıyorum….

Çocukluğunu doyasıya yaşayamayan bu küçük insancıklar, gelecekte hangi doyumsuzluklar, hangi sorunlarla karşı karşıya kalacaklar? Bu düşünce beni çok üzüyor. Hatta korkutuyor. Ona çocukluk zamanlarımı anlatarak, bu korkuları sindirmeye, belki de o günlerin masum ve sıcak anılarıyla oğluma umut vermeye çalışıyorum.
Küçükken bakkaldan aldığımız açık petibörlerin tadı ne kadar nefisti.
Oğlumun da en sevdiği bisküvi bu biliyor musunuz?

9 yorum:

Hilal dedi ki...

Çaya batırırsın bunu löp diye düşüverir ucundan:) Görür görmez onu hatırladım.

11 Şubat 2010 12:04
Aklımdakiler... dedi ki...

Bir de pembe renkli açık gofretler vardı, gazeteden yapılmış külaha koyar verirdi bakkal amcalar dimi... Hergidi eski günler... Biz büyüyünce galiba gerçekten de kirlendi dünya.. Şimdi bu bisküviler ve gofretler mis gibi ambalajlanmışlar ama içlerinde GDOlu ürünler var heyhattttt...

11 Şubat 2010 12:25
olmadık işler peşinde dedi ki...

HİLAL,
Ben hala çaya ve süte batırıp yerim bunlardan:) Ve evet löp! diye düşüverir bazen. İşte bu çok ince bir noktadır. Çaya batırma süresini iyi ayarlamak gerek. :)


AKLIMDAKİLER,
A-aaa! evet vardı hakkaten:) Gazete kağındandı bütün ambalajlamalar. E peki mikrop yok muydu o vakitler? :D Vardı da biz bu kadar steril değildik:)

11 Şubat 2010 12:58
Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

çok çok küçükken bu bisküvilerin ambalajındaki "petitte beurre" yazısının anlamını da çözemediydim. petibör'müş meğersem :) bir de çizi'nin "cheesy-peynirli" demek olduğunu yeni farkettim :) itiraf.com'a döndü burası yahu...

11 Şubat 2010 15:16
olmadık işler peşinde dedi ki...

Sen yazınca merak edip baktım. Petit Beurre "Minik yağ" demekmiş??!!? Beste'ye sormalı doğru mudur diye... Hülyacım üzülme ben de radyonun içinde minik adamlar var sanıyordum:D

11 Şubat 2010 16:25
purki dedi ki...

- Arkadaşınla (!) oynayacağım!!
ne kadar saf,masum ve içten bir cevap... gözlerim doldu okurken... çocuk olmak çok güzel..

13 Şubat 2010 00:15
olmadık işler peşinde dedi ki...

PURKİ,
çocuk saflığının ve masumiyetinin çok güzel bir örneği bence de..

17 Şubat 2010 09:17
Peris dedi ki...

Pötibörlerin arasına lokum koyup yiyeniniz var mı :)

4 Mart 2010 11:12
olmadık işler peşinde dedi ki...

PERİS,
:) ben!! ben!!!! :D hey gidi günler...

4 Mart 2010 12:20