Nasıl Bir Dünya?

Yazarlarımız

Hangi Konularda Yazdık?

Kim Ne Yazdı?

Sayfalar

13 Ocak 2010 Çarşamba

Babalar Çeker Yükü...

Öncelikle "analar çeker yüküü kimsenin bilesi yokk" türküsünü en acıklı sesimizle söyleyelim, sonra başlayalım. Genelde anne ve çocuk, çocuk ve anne, böyle gider konular. Babalar ve çocuklar diye dergi var mı? Yok...


Oysa olmalı. Bence babalar annelerin ayrıcalıklı yerinin farkındalar ve artık uyandılar. Uyanmayanları uyandırın, çünkü... Çünkü bir bebeğe bakmak, bir çocukla oynamak, onun o içten gülüşüne karşılık vermek dünyadaki en tazeleyici şey. İnsan, içindeki çocuk binlerce uçurtma arasında elinde balonlarla göklere yükseliyormuş gibi seviniyor...


Ben kendi babamın bakışlarında bunu gördüm. Benimle oynarken, bana bir şeyi anlatırken, heyecanlanırken, arkadaşlarım geldiğinde bizi güldürürken benimle zaman geçirmekten keyif aldığını, beni sevdiğini, önemsediğini, benimle gurur duyduğunu... hissettim. Resimlerime ya da kıyafetlerime bakmadan güzel olmuş dediği de oldu. Ama önemli olan o duygu, o bağ. O çok gerçek, sevgi, özen birleşimi. Çocukluğumdan, gençliğimden ve anneliğimden bildiğim bir şey.

Babanın iki büyük rolü var... Çocuk açısından, anne açısından. Önce anne açısından bahsetmek isterim. Hamilelik eşitsiz bir süreç. Terazinin dengesi çok fena bir yana sapıyor. En moderninden aile ol, bir anda ataerkillik tuzağına düşer gibi oluyorsun. Karnında bebek, son dönem özellikle oturup kalkması zor. Doğum sonrası emzirmek annede. Bir anda kadınlar dolduruyor çevreni. Daha hiç bir erkeğin kızım sütün yetiyor mu dediğini (iyi ki!) duymadım.

Benim hamileliğimde Ela'nın babası işin içindeydi ilk günden beri. Yemek yaptığı oldu, çoraplarımı ayakkabılarımı giydirdiği. Her kontrole beraber gittik, hayaller kurduk. Ela ters dururken karnımla konuşup onu dönmeye ikna etti. Ela o gece döndü normal pozisyonu aldı. (Babasının kızı:) Aşk varsa başka nasıl olabilir ki zaten???

Doğumdan hemen sonraki gece sevgili kaldı benimle hastanede. Çekirdek aile olarak yeni yılı kutladık, Ela sevgili ve ben. Annem kalabilirdi, istekliydi ama biz kalırız dedik, cesaret ettik. Videolarda bakıyorum da inanamıyorum, o küçücük yavru sevgilinin kucağında. Ben halsizim sadece emziriyorum. Gazını çıkarmak, ilgilenmek, şarkı söylemek, kucağında gezdirmek babada. Hastane koridorlarında benimle dolaşmak... Yani hayatında değil bebek, kucağına çocuk almamış bir adamdan söz ediyoruz burada. Cesaret ve sevgi. Bu ikisi olduktan sonra, her şey oluyormuş. Emzirme dışındaki işlerin biri hariç tamamını (başlarda Ela'yı giydiremiyordu sevgili, kafadan geçiremiyordu badiyi, bu hariç) beraber yaptık diyebilirim. Alt açmak, gaz çıkarmak, uyutmak, kolikimsi ağlamalar döneminde, ben sevgili ve kardeşim dönüşümlü mesai yaptık. Annem buradayken çok destekti o gittikten sonra sevgili daha da fazla işin içindeydi.

Bunu aslında çok şanslı bir kadınım, eşim süper anlamında yazmak istemedim. Bunun "şanslı kadın" algısı olması yanlış bence. Böyle olmalı diye düşünüyorum. Eskisi gibi değil zamanlar. Erkekler gençliklerinde ne kadar dışardaysa, kadınlar da öyle. Ela doğana kadar ben alt nasıl değiştirilir, bebek nasıl tutulur görmemiştim. Doğunca da öyle bir annelik hissiyle içgüdüsel olarak gelmedi bu bilgiler bana. Beraber okuduk kitaplardan. Beraber geçtik o süreçten ve bu bizi eskisinden daha yakın yaptı. Şimdi sevgili kilometrelerce uzaktayken sudan çıkmış balığa dönmüşlüğüm biraz bundan. O uykusuz zamanlarda, sevgili bir kez bile örneklerini başkalarından duyduğum "ben içerde yatayım uyuyamıyorum", "sen nasılsa evdesin" türü duyarsız cümleleri söylemedi. Bunları gönül rahatlığıyla söyleyebilenleri anlayabileceğimi sanmıyorum.

Yeni baba olacak birine şunları söylemek isterdim. Çocuk sahibi olmak iş değildir. O nedenle kaytarması olmaz. Bu ayrıcalıktır, Tanrının bir lütfudur. Bunu sadece kadınlara bırakmayın. Ne annelere, ne kendi annenize, ne anneanneye. Onların desteği çok güzel, önemli ama çocuğun bir tane babası var. Kucağınıza alın, konuşun. Sesinizi tanıyor. O sizi biliyor, siz de onu. Sadece toplumsal şartlandırma çok güçlü, konfor alanı çok geniş erkeklerimizin. Annelerinizin sizi girmekten alıkoyduğu "kadın dünyası denen şey" korkulacak gizemli bir yer değil.

Lohusa anneye moral verin, o ne derse dinleyin, ne kadar saçma gelirse gelsin. Ciddiye almadan ciddiye alarak dinleyin. İçeriği dinleyin ama alınmayın. Geçici olduğunu bilin, aşık olduğunuz kadın geri gelecek...

Bebeğinizi sahiplenin, kimselere bırakmayın. Gazını çıkarın, altını açın. Maço tanımlara hapsolup yalnızlaştırmayın kendinizi. Meşhurlardan biri altını ben mi açıcam yok artık demiş. Desin, kendi (k)ayıbıdır.
Bebek bakmak anneyi çok yoran bir süreç başlarda. Sürekli emzirmekten halsizleşmiş anne, bizim toplumda "o dedi bu dedi"lerle gerilmiş, yorulmuş. Mümkünse tatsız konuşabilecek akrabalara (gerekirse alerjikmiş bizim çocuk misafir alamıyoruz diye yalan söyleyin) engel olun. Bir kaç ay sonra görüşün ne olacak. Anne pimpirikli olabilir, bizim toplumda mutlu anne acayip bir şeydir. Rahatlatın. Siz pimpirikli olmayın. Geniş olun. Neden yemek yok diye düşünene kadar girin mutfağa. Annenin yalnız kalabilmesi için önlem alın.

Biraz daha büyüyünce (emzirme araları açılınca) alın yavruyu parka gidin. O bir saatlik yalnız zaman anneye iyi gelecek. Kitap okuyun. Oyunlar icat edin. Babayla oynanan oyunlar daha farklı ve eğlenceli. (Bir keresinde sevgili Ela'ya ciddi ciddi bir şeyler anlatırken Ela başka yöne dönünce (dört aylık mıydı neydi) "kızım, kızım sen beni dinlemiyorsun?" demişti, gülmekten ölmüştük. )

Daha sonrası için... Benim babam çevredeki babalardan çok farklıydı. Anılarımda beraber maça gitmelerimiz, her şeyi bir büyüğe anlatır gibi anlatması (özellikle bilimsel/teknik konuları) satranç oynamalarımız var. Çok zaman geçirdik beraber. Annemden daha rahattı babam, daha genişti bazı açılardan. Hep konuştuk, hep tartıştık. Kavga etmeyi ondan öğrendim, kendimi savunmayı, ağlamadan fikrini ifade etmeyi. Az sinir etmedim:P Sevgilinin sadece babasıyla geçirdiği çok özel anıları var. Beraber balıkçıları gezerlermiş, bazen çorba içmeye giderlermiş. Bence başbaşa geçirilen zaman çok değerli. Baba kız, baba oğul, anne kız, anne oğul. Hepsinin yeri ayrı, hepsi önemli. Cinsiyetçi olmamak önemli, özellikle kız babaları. Şunu yapamazsınlar, bunu yapamazsınlar çok tatsız. Ben anne ve baba için hatayı kabul edebilmek, haksız olunca özür dileyebilmek çok önemli çocuğun öz güveni açısından.

Bence iyi baba (anne de aslında) rahat, güvenli, eğlenceli ve neşelidir. Sorumluluk sahibi olması, sevgi dolu olması, destekleyici olması önemli.

İşin bir yönü daha var...

Çocukların gelişimi "sadece" kadınlara bırakılamayacak kadar önemli bir konudur. Tek başına anne yetersizdir. Tek başına baba yetersizdir. Çocuğun içindeki kadınla ve erkekle barışık olabilmesi için ikisinin varlığı şart. Kadınların yetiştirdiği bir toplumuz biz. Anneanne, babane, teyze, hala derken kadınların içinde büyüyor çocuklar. Halbuki bir bireyin sağlıklı bir şekilde kendini gerçekleştirebilmesi için ister kadın, ister erkek olsun, her iki yönü de gelişmiş olacak. Kız babaları, kızınızın erkek modeli sizsiniz. Erkek babaları, oğlunuzun rol modeli sizsiniz.

Kadınsı bir toplum olduğumuz için, erkeklerimiz ve kadınlarımız kadınlar tarafından yetiştirildiği için yeni buluşlar bulamayan, icatlar yapmayan, hırsları sınırlı insanlar olduğumuza dair bir teori var. (Alev Alatlı - Schrödinger'in Kedisi 1) Anneler koşma terlersin diyebilir. "Koş bi şey olmaz, daha hızlı koş" diyen birine de ihtiyaç var evde.

Bu ayrıcalığın keyfini çıkarın. Kendinizi oyuna kaptırın. Ve... eğlenin.

10 yorum:

Müge kızın annesi dedi ki...

çok güzel anletmışsınız kaleminize sağlık

13 Ocak 2010 16:14
Ozgur dedi ki...

Teşekkür ederim:)

13 Ocak 2010 16:45
aysema dedi ki...

Sevgili Özgür Anne,

Yazdıklarının tümüne katılıyorum. Beni geçmişe götürdün bu güzel yazınla... Anılar canlandı gözümde. Birini yazsam mı diye de düşündüm, sonra vazgeçtim.

Sevgilerimle...

13 Ocak 2010 17:43
Adsız dedi ki...

cok guzel bir yazi oldugu soylenmis ama ben bir kez daha soylemek istedim. hemen bu yaziyi esime ve yeni bebekleri olacak kizkardesimin esine gonderecegim. esim de cok destekci biridir ama konunun bazi noktalari benim bile dusunmedigim yerlere deginmis. bilmelerini istedim.
sevgiler

13 Ocak 2010 21:52
Ozgur dedi ki...

Teşekkürler Aysema öğretmen:)

13 Ocak 2010 23:58
Ozgur dedi ki...

Teşekkür ederim adsız. Ne mutlu bana:)

13 Ocak 2010 23:59
Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

osho esintileri gördüm yazında;))
ben de senin gibi düşünüyorum. babaların eşit sorumluluğu olmalı ki babalık da annelikle aynı seviyede değerlendirilsin
nokta

14 Ocak 2010 14:52
Girno dedi ki...

"Bence iyi baba (anne de aslında) rahat, güvenli, eğlenceli ve neşelidir. Sorumluluk sahibi olması, sevgi dolu olması, destekleyici olması önemli."

bu ve diğerleri süper tespitler, katılıyorum, çok güzel yazı olmuş özgürannecim, fikrinize, yüreğinize sağlık, elinize sağlık :))

14 Ocak 2010 21:49
Ozgur dedi ki...

Hülya'cım çok haklısın. Osho esti bu tarafa biraz. ben de relax anne 2: relax annenin dönüşü filminin başrolünü kapıcam:P

15 Ocak 2010 15:22
Ozgur dedi ki...

Çok teşekkür ederim Girno, böyle yorumlar alıp ulaşabildiğini bilmek ne güzel:)

15 Ocak 2010 15:23