Nasıl Bir Dünya?

Yazarlarımız

Hangi Konularda Yazdık?

Kim Ne Yazdı?

Sayfalar

28 Aralık 2009 Pazartesi

Terkedilen Kariyer - Her Kadının Hikayesi Farklıdır

BENİM HİKAYEM:
Doğum iznime çıkmaya sadece 10 gün kalmıştı. 4 senedir geceli gündüzlü ağır bir tempo ile çalıştığım, defalarca başka firmalara geçme teşebbüslerimin vaatler ve küçük zamlarla engellendiği, “sensiz olmaz” yalvarmaları ile bırakamadığım işimden ilk defa uzunca bir süre ayrı kalacaktım. Hamile olduğumu öğrendiğim tarihten 3-4 hafta sonra bana yeni elemanlardan oluşan bir ekip emanet edilmiş ve “ekip lideri” onursal sıfatı ile güya terfi ettirilmiştim. Bulantılar ve halsizlik bir yandan, yeni sorumluluğun ağırlığı diğer yandan… terfinin iş yüküme gözle görülür bir artış getirdiğini ancak maaşıma zerre kadar yansımadığını da eklemeliyim. Bir hayat birden bu kadar zorlaşabilir miydi ki?

İnsanoğlu her yeni zorlukta sınırlarını yıkmayı ve sınırsız olduğunu keşfetmeyi başarıyormuş. Bir kadın anne olmaya hazırlanırken aynı anda hem kendi işlerini, hem yeni elemanların işlerini, hem de planlama, eğitim faaliyetlerini yürütebiliyormuş. Çok yorulsa bile ne gam… Bir şekilde çark dönsün yeter.


Doğum iznime çıkmaya 10 gün kala resmi terfilerimiz açıklandı. Ben hiç bir şeyliğe terfi ettirilmiştim. En azından kıdemli uzman olmayı beklerken hala sadece uzman idim. Yetiştirdiğim 3 elemanın başarısı, benim kendi başıma öğrenmemin 2 sene aldığı her türlü bilgiyi onlara 7 ay içinde öğretmem falan havaya uçmuş olsa gerekti.

!!!

Sebep… Sebep şu idi: mesai bitiminde işyerini terk etmek, özel hayatı korumak. Birebir yüzüme söylenen buydu. Saat 22.00 ye kadar mı çalışmamı bekliyorlardı acaba? Cevap: Evet!!! Ama ben hamileydim ve zaten 17:00 den sonra o kadar yorulmuş oluyordum ki çalışsam bile sıfır verim alınacak hale geliyordum. Sanırım müdürümün gözünde verim başka bir şeye tekabül ediyordu.

Bu olay yaşadığım en büyük hayal kırıklığı, kariyerim adına karar verme noktam, dalga denklemimin çöktüğü nokta, aydınlandığım noktadır.

Bebeğimi beklediğim son günlerde, ceviz ağacının kıyıcığındaki yeşil balkonumda baharın gelişini izleyip sütümü içerken uzun uzun düşündüm. Sonuç olarak kariyere başka bir yerde ve başka bir şekilde devam etme kararını aldım. Bu kararı k.i.s.d. olarak almadım. Hem k.i.s.d., hem anne, hem yeşilgözlünün eşi, hem de beni okutmuş ailemin kızı olarak aldım. Herkese karşı sorumluluklarım var. En çok kendime karşı sorumluyum lakin. Hiç kimse ben öldükten sonra keşkelerim için ağlamayacak. Hiç kimse aslında yapabilecekken yapamadıklarımın hesabını vermeyecek. Bu hayattan ben sorumluyum, ona sahip çıkacak kişi, yönlendirecek kişi benim diyerek karar verdim. Bu benim hikayem.

KARİYER DENKLEMİ

Her kadının başka bir hikayesi var. Kariyere ara vermek veya devam etmek pek çok faktörü bir arada değerlendirerek verilecek bir karar. Kariyer denklemini kurarken bu faktörleri birer değişken olarak kullanıp maksimum faydayı nasıl elde edeceğimizi mantıksal bir şekilde bulabiliriz. İddia ediyorum aslında duygusal addettiğimiz kararlar bir şekilde zihnimizin optimizasyonundan süzülüp gelmiştir.

Kariyere tamam mı devam mı?

Denklem değişkeni olarak ele alacağımız faktörler –ilave edilebilir, aklıma gelen ve benim kararımı etkileyenleri yazdım-:

1. Evle ilgili faktörler:

a. Bebeğin sayısı, huyu-suyu-düzeni

i. Evde kaç çocuk var?

ii. Bebek varsa gece uykuları iyi mi?

iii. Bebek annesine bağımlı mı?

iv. Bebeğin rutini var mı?

v. Bebeğin mizacı nasıl? Huysuz mu? Uysal mı?

b. Anne evde yokken bebeğe bakacak kişi

i. Aileden biri mi?

ii. Deneyimli mi?

c. Eş desteği-eşin çalışma düzeni

i. Baba bebeğe anne kadar iyi bakabilir düzeyde mi?Anne mesaiye kalsa bebeği baba besleyip uyutabilir mi mesela?

ii. Baba gece uykularından fedakarlık yapabilir mi?

d. Ev işleri

i. Yemek yapacak kişi anne mi

ii. Evi temizleyecek-ütü yapacak kişi anne mi

2. İşyeri ile ilgili faktörler

a. Çalışma saatleri nasıl? Mesaiye kalmayı gerektiren bir iş mi? Ani ve acil durumlar çıkabilir mi?

b. Yöneticinin aile birliği, özel hayat vs gibi konulara karşı tutumu nasıl?

c. Süt izni, kafa izni gibi konulara karşı şirketin tutumu nasıl?

d. Kreş vb. imkanı var mı?

e. Ev-işyeri arasında ulaşım kolay mı?

f. Mesleki gelişim imkanı nasıl?

g. Terfi imkanı nasıl?

h. Maaş iyi mi? Maddiyat için çalışılıyorsa bakıcı masrafını düşünce kalan tutar çalışmaya değer mi?

3. Anne ile ilgili faktörler

a. Annenin beklentileri ne yönde? (Para, makam?)

b. Anne çalışmak istiyor mu?

c. Annenin psikolojik durumu nasıl?

d. Annenin huzur tanımı nedir?

e. Annenin öncelik verdiği şey işi mi, bebek mi?

f. Annenin mizacı mükemmeliyetçiliğe mi yakın, yoksa anne çayıra salma eğilimli mi?

g. Anne gerekirse patronunu karşısına alabilir mi? Yasal haklarını “asi çalışan” olma pahasına isteyebilir mi?

Her kadının hikayesi farklı demiştim. Bu faktörlere daha onlarcası eşlik edebilir. Faktörler insandan insana epeyce değişebileceğinden herkesin kariyer kararı farklı olabilir. Kimi anneler mecbur oldukları, tek maaş ile geçinme imkanı olmadığı için çalışmak zorunda kalıyorlar. İstemeden… Faktörler arasına bunu koymadım çünkü zorunluluktan alınmış kararlarla değil seçilmiş kararlarla ilgili yazmak istedim.

Ben k.i.s.d. Ne yaptım?

Dediğim gibi kariyerime 2 sene ara vermeyi seçtim. Bunda en önemli etken eşimin 2 sene İstanbul’dan çok uzakta, güneydoğuda çalışacağını öğrenmemiz oldu. Müdürümün terfim konusundaki tutumu –ki aslında bana işi insandan daha önemli gördüğünü anlattı farkında olmadan- ise tetikleyici unsur idi. İstanbul’da hatırı sayılır bir çevremiz olmasına rağmen akşam babası eve gelmeyecek, hafta sonu babası evde olmayacak bir bebekle çalışan anne olmak, eve erken gitmek zorunda olduğum için asla terfi edemeyeceğimi bilerek stres içinde çalışmak bana çok zor geldi. Ayrıca bebeğimize babaannesinin bakmasını istemediğim, bunu babaanneye söyleyemediğim ve bakıcı konusunda da bir çok olumsuz örnek duyduğum için kararım iyice pekişti. Eşim İstanbul’da kalsaydı babaanneyle dengeyi bulacak kişi o olurdu, ben de muhtemelen bebeğim 10 aylıkken işime döner, yöneticimin tavırlarından etkilenmemeye çalışarak çalışma hayatıma devam ederdim.

Bu noktada içimdeki kadınlardan uzunca bir süredir ihmal ettiğim bir tanesi (deli olan) sazı ele almak istedi. Diyor ki: Lakin, bebeğim yokken bile mesai saatlerini sorgulayan, ofis hayatını anlamsız bulan, kapitalist düzenin yanlışlarını sürekli eleştiren bir olarak bu şekilde ne kadar devam ederdim? İşte onu bilemiyorum.

Faktörlerden bence en önemlisi devreye giriyor işte bu noktada: annenin beklentileri… Hayattan ne istiyorum, ne bekliyorum? Hayat tanımım nedir? Bize dayatıldığını düşündüğüm şeyler var. Üniversite seçiminde, şunda, bunda… Özgürleşmemizi engelleyen basmakalıp kararlar… Toplum tarafından uygun görülmüş… Mahalle baskısı denir ya? ÖSYS'de derece yaparsan güzel sanatlar okumak ayıptır. Ressam olmak istiyorum dersen kulak asmazlar, ya da sen acırsın aldığın puana… Bir tercih seni bir çarka dahil eder. Sonra da tüm kararları çarkların kısıtlayıcı dünyasına göre almak zorunda kalırsın. Aslında bilirsin orda olmak istemediğini, oraya ait olmadığını. Bilirsin ama o kadar çok engel vardır ki önünde, hem senin kendine koydukların, hem çevrenin uygun gördüğü engeller… Çıkamazsın. Özgürleşemezsin. Plaza yaşantısının bana yoğun olarak hissettirdiği buydu. Bu nedenle sevindim anne olacağımı öğrenince. Çünkü ilk defa çarkın dışında durabilmek, biraz olsun kaçıp nefes alabilmek için bir nedenim vardı artık. Çemberin dışındayken daha net düşünüp herşeyi gözden geçirme fırsatım olacaktı. Hamileliğim böyle bir döneme denk geldiği için şanslıyım kesinlikle. Bu yüzden kariyere ara verme kararını vermek kolay oldu benim için.

Çalışsaydım ne olurdu? Gündüzler benim olur muydu? İşim çok stresliydi, kesinlikle çok gergin biri olurdum ama en azından öğle arasında dışarda yemek yer ve alışveriş yapardım. Arkadaşlarımla sohbet edebilecek az da olsa vaktim olurdu. Çayımı rahat rahat içerdim. Daha bakımlı olurdum. Daha güzel giyinirdim. Öte yandan mesai uzarsa bebeğimin ne yapacağını düşünmekten deli olabilirdim. Bütün gün bebeğimi özlerdim. Ayrıca geceleri ortalama 3-4 kere uyanan bir bebeğim olduğu için tüm hafta zombi gibi gezerdim. Bebeğime gece boyu uyutmayı öğretme çalışmalarını eşim yanımda olmayacağı için, desteksiz başarmam mümkün olmazdı. Çok zor olurdu benim için.

Çalışmayınca ne oldu? Şu anda nasılım? Şu anda uzun zamandır arzu ettiğim dinginliği yaşıyorum. Doğanın bağrındayım, bebeğimle birlikteyim, müdahale edebilecek tüm insanlar uzakta. Bunun getirisi mutluluk ve huzur oldu benim için. Hayatımı bir süreliğine bebeğime göre düzenlemeye çalıştım. Ona faydalı olmak için okuyorum, düşünüyorum genellikle. Çok yorulup çok bunaldığım günler olmuyor değil. Hani, “çalışsam da en azından gün içinde biraz nefes alsam” dediğim… Bu düşüncem hızla sönüyor sonra.

Son olarak şunu söylemeliyim. Yazdıklarımdan da anlaşılıyordur sanırım, kariyerime ara verme kararımı bebeğim için değil kendim için aldım. Çalışsaydım yine bu kararı kendim için almış olacaktım. Bebeğime daha iyi bakmak için evde kalmayı seçmiş değilim aslında, ya da bebeğime daha iyi bir gelecek vermek için çalışmayı seçmezdim galiba. Bencilce… değil mi? Bebeğime kendim bakarsam daha huzurlu ve mutlu olacağımı, ofisten bir süre uzak durursam daha dingin olacağımı fark ettim, evdeyim. Bir gün evde olmanın benim için zararlı olmaya başladığını görürsem, artık bebeğime bu şekilde faydalı olamadığımı fark edersem zamanımın bir kısmını ev dışında geçirmeye başlayabilirim. Ayrıca artık belli mesai saatleri olan, iş yükü fazla ve çalışma saatleri ESNEK olan bir iş istemediğimi biliyorum. Daha insancıl koşullarda, varsın maaşı az olsun, iş tatmini peşinde mutlu bir çalışma hayatı olan, huzurlu bir anne olmak istiyorum. 2 sene sonra neler olacak, 2011 bize ne getirecek, yaşarsak neler göreceğiz, merak ediyorum.

Dediğim gibi, koşullar, insanlar, faktörler değiştikçe hikayeler de değişiyor. Benim hikayemi okuduğunuz için teşekkür ederim. Huzurlu kariyer yolları dilerim hepinize, tüm sevgili ve kutsal annelere.

---K.i.s.d---

5 yorum:

yeliz dedi ki...

kisd cim güzel yazı:)

29 Aralık 2009 00:26
k.i.s.d. dedi ki...

Teşekkür ederim Yelizim.

29 Aralık 2009 13:21
Ozgur dedi ki...

Çok beğendim ben de.

29 Aralık 2009 21:36
ela selin dedi ki...

Bravo. Ic güdülerine güvenme cesaretini cok takdir ettim. En önemlisi bu karari kendin icin vermis olman. Her hangi bir pismanlik ya da gurur, ne hissedersen hisset sana ait olacak bu..kimseyi suclamadan.

29 Aralık 2009 21:58
Adsız dedi ki...

bravo

24 Ocak 2010 10:39