4 Ekim 2010 Pazartesi
Annemden emdiğim süt gibi...
Ve bebesini göğsüne bastırmış bir kadın dedi ki , bize çocuklardan söz et.Ve o dedi ki ;
*Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil, onlar HAYAT'ın kendine duyduğu hasretin oğulları ve kızları...
*Onlar sizinle gelirler ama sizden değil.Sizinle birlikte olsalar da size ait değil.
*Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi değil, çünkü kendi düşünceleri var onların.
*Onların bedenlerini barındırabilirsiniz ama ruhlarını değil.Çünkü ruhları geleceğin evinde yaşar.Düşlerinizde bile gidemezsiniz oraya.
*Onlar gibi olmaya çabalayabilirsiniz ama onları kendinize benzetmeye çalışmayın.
Çünkü geri geri gitmez yaşam.Dün ile oyalanmaz...
HALİL CİBRAN / ERMİŞ
Sen doğmadan oğlum, korkardım sana yetememekten. Zamanla azalsa da içimde tiz sesi, hep yankılanır bu korkunun.. Gelmene çok az zaman kala, iyice özlemiştim seni. O kadar yakındın ki bana, senden başka hiçbir şey bu kadar yakın olamazdı. Ama öyle de uzaktın işte... Bilmiyordum gözlerin ne renk, ya en sevdiğin yemek?..
Sonra geldin. Seni görmenin, sana dokunmanın şaşkınlığı üzerimdeydi henüz, seni emzirebilecek miyim diye korkarken... Öyle çok şey duymuştum ki annelerden. Ve hemşire verince seni kucağıma, ve sen minik dudaklarınla süt emmeye başladığında kollarımda, sonsuz bir şükür sağanağıydı üzerime yağan...
Henüz dünyaya yeni gelmişken sen, nasıl da biliyordun ne yapacağını. Nasıl da öğretmişlerdi sana geldiğin yerde, gidince ne yapacağını. Doymuştun.
O an anne olmanın ilk ve belki de en önemli yanıydı farkettiğim. Doyurmak seni. Önce minik bedenini, sonra kalbini, sonra aklını ve ruhunu.
Kendi bedenime yabancılaşmanın, bir başka canlıya yurt olmanın verdiği his garipti. Seni hayatın boyunca hastalıklara karşı koruyacak, savunma mekanizmanı güçlendirecek besin benim bedenimde üretiliyordu.
Başka bir boyutuna geçmiştim insan olmanın. Kendim olmanın son noktasıydı orası çünkü artık senin içindim.
Eve dönüp sen dünyaya, ben sana alıştıkça aralandı biraz sisli perde. Büyüyordun inanılmaz bir hızla. Emiyordun, gazını çıkarıyorduk, uyuyordun.. İlk kırk gün ruhsal depreşmelerimle ve seni izlemelerimle geçti.
Görmeye, algılamaya, tepki vermeye başlamıştın ama değişmeyen bir şey vardı. Emiyordun...
Yediklerim ne kadar da önemliydi. Bünyen hemen etkileniyordu. Bembeyaz bir süttü emdiğin ama içinde rengarenk yiyecekler saklıydı. Gaz yapmasın şunu yiyeyim, zekası artsın şunu yiyeyimlerle geçti zaman.
Büyüdükçe gözlerime bakar oldun ışıl ışıl. Kucağıma sokulup, lıkır lıkır içerken sütünü, sana sığınan bendim aslında. Bir huzur limanıydı varlığın, fırtınalı dünyada. Saatler sana bağlı akıyordu... Hem nefesinin kokusunu içime çekiyordum doyasıya, hiç bitmese diyordum hem, hem de daha da büyüsen, yürüsen meselâ.
Bol bol fotoğrafını çekiyordum. Videoya alıyordum seni ama, süt kokan nefesini saklayamadım ne yaptımsa.
Uçup gitti zamanla.
Ek gıdalara, yürümeye başladığında, dişlerin çıktığında hep devam ettin emmeye. Ben artık kanıksamıştım durumu. Havada, karada, suda, slingde emzirebilen yetenekli bir kadına dönüşmüştüm. Ama sen o kadar büyümüştün ki kucağıma sığmaz olmuştun, hatta yemek yemek konusunda çok kötüydün. Bizim oralarda "süte aldanıyor" dedikleri haldi başımıza gelen, süt emmek için az yemek yiyordun. Hatta artık emzirme de yemek yesin diyenler oldu ama ben her zamanki gibi bildiğimi okudum. Taa ki babamızın askerden dönme zamanı gelinceye dek.
5 aya yakın bir zamanı hem evimizden hem de babamızdan ayrı geçirmiştik ve sen artık 20 ayını geride bırakmış sağlıklı bir çocuktun. 24 aya tamamlamam gerektiğini biliyordum ama sen hem bedensel hem de zihinsel gelişiminle bana yeter annecim sinyalleri veriyordun. Ben de artık yorulmuştum. Öyle ki sanki ruhumdan da birşeyler emiyordun sen. Sana bağımlı olmak, süt krizleri yaşamak da yormuştu iyice. Kendi evimize ve hayatımıza geçeceğimiz bu süreçte "sütten kesmek" iyi bir fikir gibi göründü bana. Genelde dinlediğim ve pek de beni yanıltmayan "annelik içgüdüm" tamam demişti artık. Ve birkaç denemenin sonunda başarmıştık. Çok zor olmayan ve senin kısa sürede alıştığın bu durum beni çok derinden sarsmıştı.
Sen artık sendin!.. Yani bana muhtaç olduğun, bizi sadece ikimiz kılan o bağ kopmuştu. Öyle alışmıştım ki sana, uzun süre içim sızladı. Geri dönüş yoktu. Vucudum artık eski halini almaya başlamıştı. Bir ay sonunda ikimiz de kanıksamıştık bu hâli.
Şimdi ise bu satırları yazarken içimden pır pır kelebekler uçuyor geçmişe doğru. Özlediğimi hissediyorum. Ama bir insan yavrusunu büyütmenin ve daha da zoru "yetiştirmenin" verdiği ağır sorumluluk ve yorgunluk "bi daha?" sorusunu sormamı engelliyor. Çok erken henüz diyorum hayırlısı tabi diye ekleyerek. Minik kuzucukları gördüğümde içim gitmiyor, imrenmiyorum. Şükrediyorum bunları tattığım için...
Dileğim, annenden emdiğin süt gibi ak olsun bahtın. Helal süt emmiş bu çocuk desinler senin için. Dürüst ol, mert ol! Ben sütümün helal olması için elimden geleni yaptım kuzum, yolun açık olsun.



10 yorum:
Gozlerim doldu okurken....
4 Ekim 2010 17:16Ne guzel yazmissiniz...
Senay
harikasın sen .. her zamankı gibi ..
4 Ekim 2010 20:11çok güzeldi remziye, bayıldım...
5 Ekim 2010 10:14Çok güzel, çok çok...
5 Ekim 2010 12:49Beni de ağlattın Remziye, ellerine sağlık.. İyi niyetlerinin tümü tüm yavrularımız için inşallah..
5 Ekim 2010 13:37*Şenay hanım, inanın yazarken gözlerim doluydu benim de.. Teşekkür ederim.
5 Ekim 2010 20:48*Hilalcim, estağfirullah.. Ne deyim?
*Nihancım, teşekkür ederim, çok.
*Burcu'cum çok teşekkür ederim.
5 Ekim 2010 20:50*Filizcim anne olmak ağlak olmak demek işte. Afiyet olsun :) Amin tüm dualara...
Beni de ağlattın..
6 Ekim 2010 15:52Ben Nihal :)
Nihal, nihayet :) Ağlayalım napalım?..
6 Ekim 2010 16:32Yaa ben dönüp dönüp okuyorum bu yazıyı, boğazımda yutkunamadığım birşeyle..
7 Ekim 2010 10:07Yorum Gönder