2 Şubat 2010 Salı
Şimdiki Anne-Babalar Harika Mı?

"Şimdiki Çocuklar Harika" isimli muhteşem kitabı okudunuz mu? Okumadıysanız çocukluğunuzda çok şey kaçırdınız demektir, ama geç değil. Hemen alın okuyun. Gözlerimden yaş gelene kadar güldüğümü, defalarca, defalarca okuduğumu hatırlıyorum. Şimdi belki de yeni bir gözle okuma zamanı. Anne baba gözünden. Kitaptaki anne ve babalar sürekli gençliklerinde sınıf birincisi olduklarını ve çocuklarının "harika"lıklarını anlatır dururlar. Çocuğun yeteneğini keşfetmek için bin tane kursa gönderip sonra tümden pes etmeleri filan. Aziz Nesin'in muhteşem kitabı, okumaya doyamadığım.
Çocuklarımız gerçekten harika mı, bizler kendimizi harika göstermek için mi öyle düşünüyoruz, nedir?
Kargaya yavrusu kuzgun gözükürmüş...
Kuzguna yavrusu anka görünürmüş...
Ela ilk doğduğunda ve hatta ultrasondayken "aman Allah'ım bu ne güzel kız" diye içimiz giderdi. Şimdi bakıyorum küçük tombul kırmızı yanaklı bir tavşanmış. Bugün bakıyorum, ne güzel, ne güzel, içim gidiyor. Her baktığım an çok güzel buluyorum, bir öncekinden ve bir sonrakinden daha güzel. Annelik bu: Çocuğunu herkesten daha güzel buluyorsun. Doğal olan bu. Olmayan bu (subjektif)hissinin objektif bir gerçeklik olduğunu idda etmek. (Öte yandan... kuzguna yavrusu nasıl görünür ki? Yani ya bebek kuzgunsa gerçekten? Bi de o ihtimal var.) Bence en çok kendi çocuğunu beğenmenin evrimle bir ilgisi var. En çok onu beğen, en iyi ona bak. Sahip çık. İçgüdüsel geliyor bana beğenme kısmı. Beğenmemek elimde değil, dünyalar güzeli o. Yalnız şunu biliyorum ki, her yavru her ana babaya güzel. Dünya kızımı beğenmese umrumda değil, benim için en güzel o. Öyle olacak.
Çocuklarımız dahi midir?
Evet!
Biz onları mahvetmeden hemen önce hepsi sonsuz potansiyele sahip yetenek abideleri. Beyinlerindeki milyonlarca snapsla ve nöronla, durmadan araştırarak, sorarak dolanan, merak eden, inceleyen, sesler çıkaran minik dahiler onlar. Büyütürken, o potansiyeller kinetiğe dönüşürken bir şeyler oluyor.
"Her çocuk bir sanatçıdır. Sorun büyüyünce de sanatçı kalmayı başarmaktır." Pablo Picasso
Yalnız şunu unutmak lazım. Sadece benim çocuğum değil... Bütün çocuklar dehadır! Büyürken toplum ve biz beraberce bunu yok etmek için elimizden geleni yaparız yalnızca... Kimi zaman dehasını destekleyelim derken üstelik...
Birinci Ben...
Sorun nerede başlıyor?
Kızım doğmadan önce sevgiliyle başka anne babaların davranışlarına bakıyorduk. Üniversitede doçent olan tanıdığımız oğluna sürekli, "sen farklısın, farklı olmaktan çekinme, sen herkesten zekisin" diyip duruyordu. Bir başka tanıdığımız anne durmadan oğlu adına özür diliyordu, "biraz küçük doğmuştu da, ondan çekingen de, bakkala gidemez de (çocuk 10 yaşında)".
İki uç nokta. Çocuğunu abartmak ve küçümsemek... Kendi ezikliklerini, hırslarını, yenilgilerini, başarılarını çocuğuna yansıtmak diye bir şey var. Kimi zaman hırslarını... Çocuklar birinci olmalı, sınavları kazanmalı. (Bir arkadaşım vardı lisede. ÖSSde istediği puanı alamayınca babası küsmüştü. ) Başarı odaklı bu insanlar kendi hayatlarında da sürekli yarışırlar. İşyerlerinde en rekabet gerektirmeyecek noktalarda rekabete girerler. En az ben uyurum, en erken ben gelirim, herkesten sonra çıkarım, peki pekiiii anladık, sen neymişsin be abiiicidir bunlar. Erkek versiyonlarını şıp diye tanırsınız. Pekiii kadın versiyonları? İşte o biraz daha zordur. Bunu anlamak için bazılarının anne olmasını beklersiniz. "Gizli hırslı" kadınların gerçek hırsları anne olunca çıkıverir birden. Bana sorarsanız, kadınların bastırılmışlığının bir sonucu biraz. Kendini iş, güç, hobi, kitap, sanat, sosyal hayat anlamında ifade edeme, toplumsal konularda ve işyerinde hırsın ayıplansın (kadınlara hırs ve rekabet yakıştırılmaz, kadın dediğin işbirliği yapar, herkese yardım eder, çekerrr yüküüüü veeee sahneyi erkek müdüre bırakır ya hani... Kaç banka genel müdür yardımcısı kadın var, kaç genel müdür erkek var oranlarına bakın. Genel müdür yardımcıları kadın!) dolayısıyla bu bastırılmış hırs anne olduğunda ohhhh der kendine alan bulur. Gizli hırslı annelerden ben çok korkarım.
Hırslı ama yenikler...
Bu hırslı anne ve babalar, özellikle de kendi hayatlarında tatmin olamadıkları bir yer varsa, çocuklarından bu açığı kapatmasını beklerler. Kendi birinci olamamışsa çocuğu olacaktır. Böylece tarihsel bir hata düzeltilmiş olacaktır. O nedenle hep birinci olsunlar, sporda, derste, sosyal hayatta... Çocuk ancak başarılı olduğunda sevildiğini anlar. Ya didinir durur, asla memnun olmaz, ya da hepten bırakır ipin ucunu. Anne ve babanın kendisiyle ve yenilgileriyle yüzleşmesi, bunları aradan çekmesi çok önemli.
Hırslı ve başarılılar... (High Achievers)
Anne ve baba ikisi de fen alanında çok ileri gitmiş insanlar. Doktoralar, araştırmalar, binlerce makale, nobele çeyrek var durumları... Ya da anne sınav birincisi, baba ikincisi. Anne rekorlar kırmış, baba ödüller almış filan. Bu durum da sakat, çünkü bu durumda sadece anne baba değil, cümle alem çocuktan bir şey bekler. (Oysa çocuk ana-babanın klonu değil. ) Eş, dost, "eee tabi, bu kadar başarılı, o da şunu yapar, tabi canım Harvard'a gider, evde bu kadar müzisyen var, armut dibine düşer"... Sanki bilgi, birikim, çalışma genetikmiş gibi davranılır. O başarılı kariyerlerin ya da "yeteneklerin" arkasında eşşekler gibi çalışma, pratik yapma yattığı görmezden gelinir. Ya da baba çok karizmatik, çok yakışıklı, doğal olarak herkesle bir anda arkadaş oluyor, ama oğlu içine kapanık... Anne çok gösterişli dünyalar güzeli, çocuk biraz tombul... Bu durumlarda anne ve babanın hem kendi beklentilerini (neden bana benzemiyor??) törpülemesi, hem de eşin dostun beklentilerini tasmalaması lazım. Çocuğun üzerinde gereksiz baskılar yaratılmasın.
Vurgulamamız gereken, her bireyin yolu farklıdır. O yol bol çalışma, disiplin, istek, motivasyon, sabır gibi niteliklerle yürünebilir. Ya da o yol yürünmez, başka yola sapılır. Seçimleri yaratacak olan evimizin küçük bireyidir. Saygılı olmak gerekir. Önceden çizilen yollar, baştan yazılmış senaryolara gerek yoktur. Minikler kendi öykülerinin başkahramanı olacaklardır, bizim öykümüzün ikinci bölümü değil!
Kendi özgüvensizliklerimiz...
Bir gördüğüm tavır da durmaksızın, çocuğu adına özür dileyenler. "Ben biraz çekingenimdir, kızım da öyle". "Ben de hiç sanattan anlamazdım, oğlum da anlamıyor." "Aynı bana çekmiş müzik kulağı sıfır", "Bizde kilo genetik", "Babası da böyleymiş" . Sarkacın diğer ucunda çocuğun niteliklerini değersizleştirme var. Ters kadercilik diyebiliriz ve tamamen irrasyonel. Sizin kendinize ait kabullendiğiniz (belki de yanlış olarak?) durumları henüz potansiyelini gerçekleştirmemiş yavruya yansıtıp, onu kısıtlama halleri. Matematik bir yetenek midir? Yoksa öğrenilen bir şey mi? Babanın matematikten anlamaması, çocuğun anlamamasını gerektirir mi? Gerektirmez. Ama baba, içten içe oğlunun matematikte çok başarılı olup da adamın kendini ikna etmiş olduğu "ben genetik olarak matematikten anlamam!" halini tehdit etmesini istemez. Çünkü çocuk çalışıp da başarırsa, babasının zamanında bunu neden yapmadığını sorgulama olanağı doğar. Kendisiyle yüzleşememiş anne ve babalar için ne demiştik? Bu nedenle gerçekçilik yapıyorum diye çocuğun özelliklerini görmezden gelmemek, abartmayayım derken küçümsememek gerekir. Gösterişsiz bir kadın, kızının süslenip püslenip kırmızılar giyip dışarı çıkmasından ve ilgi odağı olmasından çok rahatsız olabilir.
İşin kötü yanı, çocuklar kendilerinden bekleneni sezer. Siz onun başarısız olacağına içten içe inanmışsanız, o bunu anlar. Ya ters teper, ya da kabullenir ve hiç denemez bile. Çocuklar sandığımızdan daha sezgiseldir, söylenmeyenleri yüksek sesle duyarlar.
Olabilsek keşke...
Mükemmeliyetçi olmaya gerek yok. Biz onları "eğitmeden" önce onlar mükemmeller. Hepsi küçük deha, geniş hayal güçleri, sınırsız potansiyelleriyle bir umut gelecek güzel günler için. Yapabileceğimiz elimizden geldiğince kendimizle yüzleşip, ne olumlu ne olumsuz beklentilerimizi çocuğa yüklememek. Kendi sorunlarımızla kendi hayatımız dahilinde uğraşmak. Çocuğumuzdan bizim eksikliklerimizi gidermesini, fazlalıklarımızı taşımasını beklememek... Çocuktan yola çıkmak, izlemek, gözlemek. Yeni bir insan tanıyormuşcasına tanımaya çalışmak. Elinden tutmak ama kolundan çekiştirmemek.
Gölgemizle yüzleşmek...
Hava atan anne babalarla yarışa girmek yerine, bunu onların henüz almadıkları bir hayat dersi olarak görüp yanından yürüyüp gitmek. Bazen başkalarında en rahatsız olduğumuz özellikler kendimizde olan ama görmek istemediklerimizdir, bunu unutmamak...


17 yorum:
harika bir yazı...
2 Şubat 2010 16:34Teşekkür ederim:)
2 Şubat 2010 17:06Şu ara hissettiklerime tercüman oldun..
2 Şubat 2010 20:27Teşekkürler sadece anne:)
2 Şubat 2010 21:17"Kirpi yavrusunu, Pamuk'um , diye severmiş." sözü boşuna değil. Hem bilirsiniz, "Güzellik sevenin gözlerindedir." derler.
2 Şubat 2010 23:03Aslında o kadar masum ve güzel ki çocuklar anneler haklı. Ancak gerekli bakım ve özeni göstermemiz gerekiyor mutlu olmaları için...
Çok nitelikli ve kapsamlı bir yazıydı bu. Sadece çocuklar değil, anneler de harika...Yüreğinize sağlık.
yeni anne olarak, yazını çok beğendim. Şimdiden sonra herşeyi daha farklı algılıyorum.lohusalık sanırım.. Bu arada kızını doğduğundan beri bloğundan takip ediyorum. Gerçekten de çok şirin ve çok güzel bir bebek , ilerinin güzel genç kızı... sevgiler
2 Şubat 2010 23:26Gene döktürmüşsün özgür anne, yazın çok güzel. Bilmem niyetin var mı ama ileride bir kitap yaz bence sen, bir sürü anne baba kitabı okuyoruz onlardan daha güzel anlatıyorsun bir çok konuyu bence..Eline sağlık.
3 Şubat 2010 00:04Teşekkürler Aysema, eski anneler bir başka:)
3 Şubat 2010 00:52Teşekkürler Esra'cım. Güle güle büyüt yavrunu. Dünya tatlısı maşallah. :)
3 Şubat 2010 00:55Nihal, çok teşekkür ederim. Çok sevindim böyle düşünmene. Böyle yorumlar aldıkça insanın sürekli yazası geliyor, ne güzel:)
3 Şubat 2010 00:56sevgiler.
Şu ara kafamda dolanan fikirlerle birebir örtüştü yazın,çok güzel,kalemine sağlık..Evet onlar zaten mükemmel bir potansiyelle doğuyorlar diyor aklıbaşında bilim insanları,onu engellemeyin yeter,ama bu korkunç bir sorumluluk,hem korumaya çalışıp hem engellememek, denge çok zor çoookk...Sen dengeyi kurdun diyelim, bi de hayatındaki diğer insanlar ve onların engellemleri var..Yani kırpa kırpa bişiy kalmıyacak o potansiyleden diye korkuyor insan...
3 Şubat 2010 03:03Mummy, çok haklısın. Çoook zor.
3 Şubat 2010 07:04Ama sanki bana şöyle geliyor. Okul, toplum seni ne kadar budamaya çalışsa da bizler evde en azından bunun etkilerini azaltacak şekilde davranmaya çalışabiliriz. Temelleri bizden alacak çocuk. Elimizden geleni yapalım, yapabildiğimiz kadar. Farkındalık çok önemli...
Sevgiler, çok teşekkürler güzel yorumun için.
Okurken tekrar tekrar düsündügüm, hak verdiğim, yeni fikirlere gark ettiğim muhteşem bir yazı olmuş Özgür anne.
3 Şubat 2010 13:15Başında söylediğin evrimle ilgili kısma özellikle katılıyorum. benim yazım bununla ilgili olacak.
Teşekkür ederim Ela Selin, yazın çok güzel. okudum ben de.
4 Şubat 2010 12:54ozguranne "harika" bir yazı!
4 Şubat 2010 16:32"Şimdiki Çocuklar Harika" çocukluğumun en değerli kitaplarındadır. Lime lime olmuş kopyasını hala saklamaktayım.
Ben de bizim evdeki kapağı buldum çıkardım. Parçalandı ama olsun... :) Çok teşekkürler.
4 Şubat 2010 17:23tüm samimiyetimle diyorum ki harika bir yazı;print edip her anne-baba buzdolabına yapıştırmalı,incecik bir çizgide yürümekle eş değer çocuk büyütmek kendisinin yürümesini dengede durmasını sağlamasına yardımcı olmak, destek olmak ama bunu yaparken köstek olmamak, fikirlerini geliştirmek ama kendi fikirlerini empoze etmemek,vs. vs., ama ilk ve bence en önemlisi onun varlığından mutlu olduğunu ve sevildiğini hssettirip pozitif bir birey olmasının ilk tohumlarını içine serpiştirmek...
26 Şubat 2010 20:08Yorum Gönder